17 Aralık 2012

21 Aralık!! :)



Büyük güne çok az kaldı sevgili takipçilerim! Ben 21 Aralık gününü sabırsızlıkla bekliyorum! Neden biliyor musunuz? Korktuğumdan değil, sadece 22 Aralık sabahı buna inanan insanların suratındaki ifadeyi görmek için. 

Mayalar milattan önce oturmaktan, avlanmaktan ve kadın-erkek ilişkilerinden sıkılmış olacaklar ki, bir takvim yapalım demişler. Öyle bir takvim yapalım ki, yıllar sonra bakanlar üç buçuk atsın... :) E tabii malum internet yok, televizyon yok, en önemlisi de telefon yok... Bizim gibi olsalar, kalabalıklar içinde yalnız olur, ellerinde telefon birbirlerinin yüzüne bakmadan anti sosyal yaşar ama en azından asla sıkılmazlardı! :) 

Düşünsenize, zor yaşam koşullarında bizim için sürekli icat yapmaya çalışan sevgili Mayalar'ın içinden muzip biri çıkar ve ortaya bir fikir atar. Öyle bir fikir ki bizlere kadar gelir. :) 

Bu durumu en güzel kim anlatmış tahmin edin:) Leman Dergisi geçen gün öyle bir kapak yapmış ki bayıldım, sizlerle paylaşayım istedim =) 


Bizim basınımız da bu malzemeyi buldu ya! Bütün ünlülere sormuşlar inanıyor musunuz bu takvime diye.;) ,
Ben bu konuda Gülben Ergen ile aynı fikirdeyim. Mayalar'a göre değil Allah'ın takdirine göre yaşıyorum! Ki eğer bu duruma inansaydım nasıl olsa öleceğiz diye düşünüp önümdeki çikolatanın hepsini bitirirdim! :) Siz siz olun, psikolojinizi Mayalar'a göre düzenleyip cumartesi sabahına pişmanlıkla uyanmayın!:) 

Sevgilerimle,
Burcu Çeşit. 

14 Aralık 2012

PSİKOLOJİ- KORKU ve DEĞİŞİM...


Korku: Şimdi korkusu, sonra korkusu, gelecek korkusu, başarı korkusu, başarısızlık korkusu... Liste böyle uzayıp gider korku deyince. Şu dünyada yaşayıp, yaşayabileceğimiz her şey için korku duyarız. Peki korku ne? Niye var hayatı bize zehir eden, ilerlememize olanak tanımadan bizi kitleyen, bir ileri bir geri adım arttıran bu duygu? Aslında korku, ilk insanca duygumuz en başından beri var olan. Korku öyle önemli bir duygu ki, aynı zamanda hayatta kalabilmemiz için de gerekli ve olmazsa olmaz.

Eski insanlar aslanı görmeye gerek duymadan salt “aslan” kelimesinden bile korkarlardı. Niye mi? Nedeni çok basit! Eski insanın kafasındaki gerçeklikle aslan ve ölümün özdeşleşmiş olması.Artık aslan deyince korkmuyoruz bile,en azından Afrika’da yaşamıyorsak. Peki bugünün korkuları neler? Neler kafamızda “aslan” etkisi yapıyor? Bu soruya verilecek en kapsamlı cevabın “değişim” olduğunu düşünüyorum. Değişmek dediğimizde hepimizin aklına farklı şeyler gelse de, alışılmışı bırakmak yani aslında “benliğimizin onaylanmama ihtimali”ni ortaya çıkarmak çok korkutucu çoğumuz için. Hele bu değişim talebi dışarıdan geliyorsa, iş daha da vahim.

Değişim korkusunu alt edebilmenin tek yolu, değişime duyulan ihtiyacın fark edilmesi ya da kişinin değişebilmek için içsel bir motivasyonunun olması. Peki her değişmek istiyorum diyenin değişmek istediğine emin olabilir miyiz? Bu sorunun cevabı maalesef kocaman bir hayır. Değişimin bu kadar zor olmasının en büyük nedeni aslında hepimizin buna direnmesi, bir taraftan değişmek istediğimizi söylerken, diğer yandan aslında olduğumuz şeyin onaylanmasına duyduğumuz ihtiyaç.

Peki bu kadar zorsa değişmek, o zaman nasıl gerçekleşiyor değişimler. Sistem şöyle işliyor. Kişi bir krizle mücadele ettiğinde ve eski yöntemlerle bununla başa çıkamadığında farklı bir şey oluyor. “Aslanın tehlikeli olması” gibi net olmadığımız konularda, kafamız analiz etmeye başlıyor. Analiz etmek için enerjiye ihtiyacımız var ve ne yazık ki- ya da ne iyi ki- kriz zamanlarında buna fazla enerjimiz olmuyor. İşte tam bu sırada yeni bir bakış açısı, yeni bir cümlecik, bazen tek bir kelime yararlı oluyor değişimi başlatmak için.

Değişimi getiren şeylerin bir ikincisi de bize bu kriz anında neyin kim tarafından söylendiği. Bize konuşanın “değeri” kadar etkili olduğunu biliyoruz. Bu değer kesinlikle kişiden, kişiye değişebiliyor. Karşımızdakinin değerli olması veya olmaması ona pozitif ve/veya negatif anlamda nasıl bağlı olduğumuzla ilgili. İşte bunun için çok sevdiğimiz ya da nefret ettiğimiz kişilerin bize söyledikleri bu kadar etkili oluyor üzerimizde. Tabii çok ciddi bağlandığımız birinin bize söyledikleri yararlı olabildiği kadar, zarar verici de olabilir.

Korku ve değişim. Her ikisi de daha kaliteli hayatlar sürdürebilmemiz için gerekli. Hayatı ıskalamadan yaşayabilmek, günün moda deyimiyle anı tadabilmek için. Biraz cesaret!

Sevgiyle kalın,
Uzm. Dan. Psikolog Ani Eryorulmaz

Tiyatroya Gidelim- Bİ OYUN VARMIŞ ;)


Uğur Uludağ'ın yazıp yönettiği 'Bir Oyun Varmış' perdesini  açtı. Uludağ, Doğa Rutkay ile beraber oynadığı oyunda kadın-erkek ilişkilerini işliyor. 


Oyundan alınmış aşağıdaki diyalog bile oyunun ne kadar eğlenceli olduğunun kanıtı!;) Bu iki başarılı ve pozitif sanatçının oyunu kaçırılmamalı... ;) Benden bu kadar! Oyunda görüşürüz!;)


Adam: Bak, tadını çıkaralım diyorum... Sen bi surat! Bi yokuşa sürmeler felan... Yapma! Sürme! İstatistiki veri var! Kadınlar sürüş konusunda iyi değiller!
Kadın: Siz işte bu yüzden kaybediyosunuz olm!
Adam: Biz derken?
Kadın: Pandalar! Kim olacak erkekler!.. Anla artık! Sırtını tırnaklatmaktansa, bir sıcak dokunuşu isteyen kadınlar da var bu hayatta!.. Bir "canım" denmeyi bekleyen!



11 Aralık 2012

PERA PALAS OTEL'DE BEŞ ÇAYI KEYFİ! ;)

Sevgili takipçilerim, şu koşuşturmalı hayatta arada durup nefes alabilmeli, yaşamanın güzel yanlarını düşünüp kendimize gelebilmeliyiz. Yani Yaşamın Tatları'ndan uzak kalmamalıyız! ;)

Bu ilkede, ben de sizler için Taksim Pera Palas Otel'e beş çayına gittim... Hem ruhumun hem bedenimin beslendiği böyle güzel bir zaman dilimini daha önce çok az yaşadım.

Tarih kokan lobisinde, piyano resitali dinlerken, kendimi zaman tünelinde geçmişe gitmiş gibi hissettim. Dışarıdaki kalabalığa, hayatın zorluklarına, sorunlara aldırmadan çayımı yudumladım.

Otel Genel Müdürü Pınar Kartal Timer'i bu anlamda tebrik etmek isterim. Ortam bir film seti gibi, öyle güzel yaşatılmış ki anlatamam. Bugünle dün harmanlanırken, sıcacık çay ile piyanodaki notalar kalbinizi ısıtıyor.


Lobinin muazzam kubbesi;)


Pera Palas Yeni Yıla Hazır ;)

Piyanist süper çalıyordu. ;)
Veee Yemekler! Nam Nam ;)



Önemli: 

Kubbeli Salon'da canlı piyano eşliğinde her gün 15.00- 18.00 saatleri arasında gerçekleşen çay saati Aralık ayı boyunca yılbaşı lezzetleriyle tatlanıyor. 
Bu eşsiz şölene ay boyunca Perşembe, Cuma ve Cumartesi günleri ünlü piyanist İlham Gencer eşlik edecek. 
Bir de Agatha'nın ruhu... ;))) (Şaka şaka:)) 

Kişi Başı: 59 TL 

Afiyet olsun... ;) 

İzlemeden gitmeyin...;) 

10 Aralık 2012

CITY'S MAHALLE AÇILDIIII!!! ;)



Duyuyorum, görüyorum!Mahalleeeeee!Şahaneeee! 
Büyük bir merakla beklediğimiz City's Alışveriş Merkezi içindeki Mahalle sonunda açıldı. Sonunda diyorum çünkü onu görünce 'sen daha önce neredeydin?' diye sorası geliyor insanın... 
Mahalle'de hava şahane, püfür püfür... Balkonlar sigara içenler için sosyalleşme mekanı gibi.  ;) 
İçeriye doğru ilerlerken tam bir mahalle havası yaşıyorsunuz. Herkes elinize ikramlar tutuşturuyor denemeniz için.Büyük bir zevkle hepsinden tadıyorsunuz... Ağzınız kulaklarınızda özlediğiniz Mahalle havasını içinize çekiyorsunuz. 
Yıllar öncesinden bir Mahalle, çıkmış gelmiş 2012'den bize gülümsüyor. Mahalle halkı eskisi gibi, samimi, candan,enerjik... Duygulanmamak için gülümsüyorsunuz.
Etraftaki yazıları okurken gülmekten yürüyemiyorsunuz, uzun zamandır ilk defa gönlünüz atıyor kahkahayı! ;)
Ve teşekkür ediyorsunuz, bu güzel mekanı Nişantaşı'na, bizlere kazandıran İzzet Çapa'ya ve City's Yönetimine.
Çok konuştum biliyorum. Ama elimde değil. Bilirsiniz ben bir yere bayılırsam çeneme vurur. :) Ben buraya aşık olduuum! 
Haydi gezelim dostlar!


Mahallenin Balıkçısı
Balık ev

Mahalle Şarküterisi
Namlı




İzzet Çapa'nın müthiş Yanar Döneri
Mahallenin Dönercisi


Tam içinde kaybolmuşken, Düm Tek Tek sesleriyle kalp atışlarınız ritim tutarak hızlanmaya başlıyor. Bir bakıyorsunuz müşteri kılığında aralara karışmış darbukacılar! Süper bir müzik ziyafetinin ardından coşkuyla devam ediyorsunuz dolaşmaya! ;) Kafanızda bir ampul yanıyor: "Kim bilir burada doğum günü ne güzel kutlanır!" :) Ve sorunuzun cevabını Mahalle'nin Muhtarı İzzet Çapa'dan alıyorsunuz: Özel doğum günü müziği bile hazırlattığından bahsediyor... ;)
Oleeeeeey diyerek devam gezmeye!;)

Mahallenin Türk Kahvecisi



Mahallenin Makarnacısı


  


Gezdik dolaştık ama bitmediiiiii... Daha Mahallenin Dondurmacısı, kitapçısı, şarap evi vaaaar... Hepsi de müthiş, seç beğen al! :) Ayrıca Mahalle Manavını, Kestanecisini, çiçekçisini, burgercisini, bakkalını, Paşabahçesi'ni, çikolatacısını unutmamak lazım!
Kısacası her şeyin en güzeli, en lezzetlisi, en samimisi burada! Boşuna demiyorlar: Mahalle En Büyük Aile!;) 
Mahalle'de yiyin yemeğinizi, CityLife Sinemaları'nda izleyin en konforlu şekilde filminizi...
City'sde alışveriş arasında Mahalle'de için kahvenizi...
Burada yok yok dostlar! 

Mahalle'nin bir de mizah dergisi var!!! "Mahalle Baskısı!" Kutlukhan Perker'in müthiş çizimleriyle renklenen dergide bir de blogger köşesi var. Tahmin edin o kim? :)
Karşınızda Mahalle'nin Bloggerı Burcu Çeşit! ;) 

Bununla ilgili bir de yarışmam olacak!
Mahalleye gidip, Mahalle Baskısı Dergisi'ndeki yazımın resmini çekip Twitter'dan bana gönderen bir kişi Caribou Cafe'den bir kahve kazanacak... Haydi, bekliyorum! Yarışma devam ediyoooor! ;) 
Twitter: BurcuCesit 

7 Aralık 2012

Yo Yo Sendromu'ndan Kurtuluş Reçetesi !:)


Senelerdir yaşadığım komik olaylar zincirine kilo alıp verme dönemlerim de eklenince hayatım komedi film tadında geçip gidiyordu. Herkesi şaşırtıp 2 ayda hızlıca kilo veriyor, sonra da "Oleey! Ben artık zayıf kategorisindeyim, onlar gibiyim. Yesem de almam." diyor, tekrar yemeye başlıyordum. Ve bilindik sonla karşılaşıyordum. Vücudum ilk önce direniyor, sonra yağlanmaya başlıyor, sonunda da verdiğim tüm kiloları alıyordum. :) Bu durumun sonunda evdeki kıyafetlerim olmamaya başlıyor, forma gibi üzerime olan tek kıyafetle gezinip duruyordum... Çünkü girdiğim her mağazada aldığım kilolar yüzüme tokat gibi çarpıyor,  ben de alışveriş yapmamak için direniyordum. Düşünün! Bir kadın! Alışveriş yapmak istemiyor! :) Bu dünyanın sonu olmalı...;)

Bu yaşadığımın adı Yo Yo Sendromu'ymuş... Ben Serap Tolaz ile tanıştığımdan beri bu sendroma beni yaklaştırmıyor. Siz takipçilerimi de Yoyogillerden olmamanız için korumaya aldım ve Serap Tolaz'dan konuyla ilgili bir yazı rica ettim. ;) 

Buyrun beraber okuyalım! Kulağımıza küpe olsun! :) 







Çok kolay aldığımızı düşündüğümüz kiloları, süratle verme çabasına girdimizde kaçınılmaz son!
 YO YO SENDROMU'dur.

Bir çoğumuz kilo verme kararı aldığında genelde popüler diyetleri tercih eder. Ya da çok kısa sürede
abartı rakamların döndüğü, mucizevi diyetler adı altında toplanan çok düşük kalorili diyetlerin peşinden koşar.

Başlangıçta cazip gelen bu duruma azimle direndiğinizde istenilen kiloları vermeyi başarabilirsiniz ama ne zamana kadar koruyabilir ve ne kadar sağlıklı bir görünüme sahip olabilirsiniz! Ya da oldunuz ?

Bu tarz davranışlar aynı zamanda bazal metabolizma hızınızın yavaşlamasına, yeme bozukluklarına,
zayıf bir öz güvene ve başarısızlık duygusuna yol açabilmekle birlikte, zamanla sağlık sorunlarını da beraberinde getirmektedir.


Yo yo sendromu, sadece size uymayan ve hızlı kilo verdirmeyi amaçlayan diyet programlarının yanı sıra, bir takım zayıflama aletlerinin ve diğer riskli yöntemlerin yanlış kullanılması sonucu da oluşabilir.

Bu yaklaşım tarzı size de uzak gelmiyorsa, sizinde yo yo sendromu olarak adlandırılan bu kısır döngü içerisine girmeniz muhtemel demektir.

Vücut ağırlığınızla ilgili amacınız ne olursa olsun, yaşam boyunca sürecek başarınız, düşünce tarzınızı değiştirmekle başlayacaktır.

Değişim sizinle başlar!

** Kilo kontrolünde sağlığınız, görünüşünüzden öncelikli olsun.

Her bireyin beslenme kültürü, beslenme alışkanlıkları, sağlık sorunları, çalışma sistemi dolayısıyla fiziksel aktivite düzeyi farklıdır. Bu nedenle, biriniz için iyi olan bir diyet programı bir başkası için uygun olmayabilir. Diyet kişiye özel olmalıdır!

**Kendinizle konuşurken ya da isteklerinizde gerçekçi olun. Kısa sürede ulaşılması güç hedefler koymayın.

Bu durum kilo verme sürecinizde size motivasyon kaybı yaratmaktan başka bir işe yaramayacaktır.
Verilen kilonun rakamsal boyutundan çok, kalitesine ve kalıcı olmasına odaklanın.

** Kilo verme sürecinde beslenme alışkanlıklarınızı değiştirmek, duygu ve düşüncelerinizi kontrol altına alabilmek çok kolay değildir. Bu süreçte sizi iyi anlayabilecek ve doğru yönlendirebilecek bir uzmandan destek alın.

Sonuç olarak,

Beslenme alışkanlıklarınızı değiştirmeniz belki çok kolay olmayacaktır ama kazandıklarınız sizi mutlu etmeye yetecektir.

Sağlıklı ve mutlu günler 
DYT. SERAP TOLAZ

4 Aralık 2012

Tiyatroya Gidelim!: NİLGÜN BELGÜN'LE AŞK ve KOMEDİ


Nilgün Belgün süper bir kadın, sanatçı, savaşçı... Ajda Pekkan'ın "Amazonlar asla ağlamaz..." şarkısını dinlerken aklıma gelen başarılı tiyatrocu... 

Nilgün Belgün tüm sıcaklığıyla hayat hikayesini ve anılarını kalbinden yazıya akıttığı "İçimdeki Kadın Aşk ve Komedi" kitabından sahneye uyarlanan "Nilgün Belgün'le Aşk ve Komedi' oyunuyla karşımızda!

Bu büyük ustayı izlemeden olmaz! 

Oyun sırasında hem dans ediyor hem şarkı söylüyor. Seyirciler de kimi zaman kahkahalara boğulurken, kimi zaman gözlerinden akan yaşları tutamıyor. 

Kısacası, bu oyun gidilmeye değer! ;) 

En kısa zamanda kuaförde karşılaşıp tanıştığım Nilgün Hanım'la röportaj yapacağıma sizlere söz veriyorum. ;) 

Oyunda buluşmak üzere! ;) 

2-9 Aralık Hz. Mevlana Haftası




Biz, birbirimize bakamaz olduk. Sözler dilimizden çıkarken kalbimizdeki karanlık sözlerimizi örter oldu. Bu yüzden birey olarak kendimizi yalnız hissetmeye başladık. Kimse beni sevmiyor, anlamıyor, hiç gerçek dostum yok, ne yapıyorsam tek başıma yapıyorum diye düşüncelere kapıldık. 


Dostlar, biz Allah'ı unuttuk. O'nun yüceliğini dilimizle söylesek de kalbimizde yaşatamadık. Birbirimizi suçlarken aslında Allah'ın yarattığı insanı suçladığımızı idrak edemedik. Derken biri çıktı taa uzaklardan. Uzak ama derinden ve güçlü bir sesle dedi ki: 


"Gel, gel, ne olursan ol yine gel,
İster kafir, ister mecusi, ister puta tapan ol yine gel,Bizim dergahımız, ümitsizlik dergahı değildir,Yüz kere tövbeni bozmuş olsan da yine gel."


Ne yapıyorsan, neyle uğraşıyorsan, neye inanıyorsan dön ve gel dedi bize. Döndük, kalbimiz küt küt atarak yaklaştık yanına. Allah, Kur'an ve Peygamber aşığı Hz. Mevlana ile tanıştık. İyi ki de tanışmışız. 


Zaman geçti üzerinden.  Güzelliğimize, zenginliğimize, sağlığımıza güvendik... Başımız dik, kibirle yürümeye başladık. 


"Kimde bir güzellik varsa bilsin ki ödünçtür." dedi ve ekledi:


"Kim benliğinden kurtulursa bütün benlikler onundur. Kendisine dost olmayan herkese dost kesilir. Nakışsız ayna olur, tüm nakışlar onda seyredilir."


Kendimizi birilerine anlatmaya çalıştık anlamadılar. Arkamızdan konuştuklarını duyduk ve Allah'a el açıp yakardık. Sonra bir duyduk ki o yüzyıllar öncesinden bizi teselli etmiş.


"Nasıl olur da deniz, köpeğin agzından pislenir, nasıl olur da güneş üflemekle söner?"


"Ne kadar bilirsen bil, söylediklerin karşındakilerin anlayabileceği kadardır."


Bu hafta Mevlana Haftası... 
Kur'an'ın ışığında ve Hz. Muhammed'in yolunda, Hz. Şems'in öğreticiliğinde, Hz. Mevlana'nın aşkla söylediklerini idrak edelim ve hayatımıza uygulayalım. 
Çünkü O'nun da söylediği gibi :  
"Aşıkların gönüllerinin yanışıyla gözyaşları olmasaydı, dünyada su da olmazdı, ateş de."


Aşkla kalın, 
Burcu Çeşit. 



2 Aralık 2012

Kadınlar İçin Evlilik Yürütmenin 10 Altın Kuralı ;)



Günümüzde evliliklerin uzun sürmediği, boşanmaların arttığı veya her evlilikte bir sorun olduğu şüphesiz kabul etmemiz gereken gerçeklerin başında gelmekte. Dünyada hızla yükselen boşanma trendi artık yerini yeniden aile ve evlilik yönüne doğru çevirse de bulunduğumuz coğrafyada, özellikle de büyük şehirlerde bu değişimi henüz göremiyoruz. Peki gerçekten imkansız mı evlilik sürdürmek? Veya evlilikleri sürdürmek için ne yapmalı?

Evlilikleri sürdürmenin en temel gerekliliği sevgi ve saygı. Bu klişe cümleyi hepimiz biliyoruz. Madem hepimiz biliyoruz, neden yapamıyoruz sorusu aklıma geliyor. Ya da ne yaparsak esimizi sevmiş, saymış oluruz? Başka türlü sorarsak; neleri yapmıyoruz ki esimiz kendisini sevilmiş, sayılmış ya da kısaca değerli hissetmiyor?
 

 1- Mutlu  bir eş, eşittir iyi evlilik. Mutluluğum ya da mutsuzluğum eşime bağlı dediğinizi duyar gibiyim. Düşünelim... Aslında herkes kendi mutluluğundan sorumlu değil mı?


 2- Her evliliğin sıcak noktaları vardır. O noktaya gelince tartışma çıkacağı bellidir. Bazen aynı anda yemeğe oturmak, bazen evin toplu olması, bazen kirlilerin sepete atılması. Çok mu zor bunlara dikkat etmek? Yoksa o bunu, şunu yapmıyor, ben de onun için yapmayacağım şeklinde mi yaşanmalı? 


 3- Eşinize özel vakit ayırın. Siz gazete okurken sizi dinlediğini söyleyen bir esten ne kadar rahatsız oluyorsanız, eşiniz de yanında oturduğu halde gerçek anlamda orada olmayan bir kadından şikayetçidir.


 4- Evliliklerde, özellikle uzun olanlarında eşler konuşmaya başlayınca karsı taraf mutlaka konunun nereye geleceğini bilir. Bir değişiklik yapın bu sefer gerçekten dinleyin.Belki eşinizin gerçek ihtiyacını duyarsınız.


 5- Şikayeti kesin! Biliyorum kadınlar bu öneriyi beğenmeyecek ama bu kişiyle evlenmeyi siz seçtiniz! Hiç mı iyi bir özelliği yok? Yoksa niye hala evlisiniz? Şikayeti azaltıp, hatta kesip, eşinizin olumlu özelliklerine yoğunlaşın.


 6-Eşinize iki yasında bir çocukmuş gibi davranmayın. Lütfen o böyle istiyor da demeyin. Kadınlar annelik yaptıkça eşler çocuklaşır.


 7- Eşinizi ve/veya evliliğinizi başkalarınınki ile karşılaştırmayın. Onlar şöyle böyle yapıyor diye düşünmeniz ancak mutsuzluk nedeni olur.


 8- Eşinizin size yakınlaştığı anlarda onu geri çevirmeyin. Geri çeviriyorsanız, neden kendini değerli hissetmediğini, neden anlaşılmadığını düşündüğünü sorgulamayın. 


 9-Evliliğinizin rutinleri olsun. İşe giderken, işten dönüşte, iyi geceler dilediğinizde sizin ilişkinize özel davranış paternleri geliştirin. 

10- Beraber olduğunuz zamanları değerlendirin. Siz onun izlediği filmi izlemek istemiyorsanız, başka bir odada televizyon seyretmek yerine en azından esinizle aynı fiziksel mekanda bulunabileceğiniz bir şey yapın. Hatta o filmi birlikte seyredin, belli mi olur belki siz de hoşlanırsınız.




İyi bir evlilik için ne çok fedakarlık gerekiyor değil mi? Kadınlar çoğu zaman bu fedakarlıkları ilişkinin başında yapmaya çok istekli olurken, nedense belli bir süre sonra vazgeçiyorlar. Tabii burada erkeklerin de bu fedakarlıkları idrak etmeyip, garanti olarak görmelerinin de rolü var. Bir evliliğin iyi olması o evliliği sürdürmeye niyetli iki kişi gerektirir unutmayalım!

Bunlar kadınlar için kurallardı.
Merak etmeyin gelecek yazı erkeklere olacak. ;)

Sevgiyle kalın


Uzm. Dan. Psk. Ani Eryorulmaz