15 Haziran 2012

MERAKLA BEKLEDİĞİNİZ ÖMER ONAN RÖPORTAJI!!! =)

Bir Fenerbahçeli olarak Ömer Onan'ı zaten çok severdim... Ama bu röportaj sayesinde hem kendisini hem ailesini daha yakından tanıma fırsatı buldum...
İnsani değerlere verdiği önem, iş ahlakı, seviyeli tavırları ve sempatikliği bana Atatürk'ün şu sözünü hatırlattı: "BEN SPORCUNUN ZEKİ, ÇEVİK, AYNI ZAMANDA AHLAKLISINI SEVERİM..."
Eminim Atatürk şu an yaşasaydı Ömer Onan gibi bir sporcunun Türk Basketbolu'na verdiği hizmetlerle gurur duyardı... 
Gelin, bu özel insanın röportajını beraber okuyalım;) 


İlkokulda bile süratimle fark ediliyordum... 

Mersin doğumlu olduğunuzu biliyoruz... Mersin'de yeteneğinizi ilk kim keşfetti? Transfer teklifi ilk hangi takımdan geldi? 
Mersin'de beden derslerinde bile fark ediliyordum ilkokulda ... Süratliydim...  Toros Koleji'nin altyapısında oynuyordum... Ortaokullarda Türkiye Şampiyonası'nda yarı finalden finallere çıktık... O zaman çok büyük olay oldu. Saint Joseph, Gs Lisesi, Çavuşoğlu vardı...Kerem Tunceri'yi ben ilk orada gördüm daha 14 yaşındaydı:) Biz de Toros Koleji olarak Anadolu'dan gelen tek takımdık. Türkiye üçüncüsü olduk... O zaman ajan diyorlardı Efes Pilsen'in, Galatasaray'ın; gelip maçlarımızı izleyip yetenek keşfeden insanları vardı. Beni transfer etmek istediler... Hatta ilk Galatasaray Lisesi istedi... Ben o şampiyonada Galatasaray Lisesine 58 sayı atmıştım...Tam Galatasaray'a gidiyordum bir gece Efes Pilsen'in şimdiki altyapı menajeri Menderes aradı ve annemi ikna etti :) Hatta Galatasaray çok bozulmuştu... :)

15 Yaşında tek başınıza İstanbul'a geldiniz? Gelince ne yaptınız koca İstanbul'da? 
İnsanlara anlatamıyorum... Hani televizyon programlarındaki acıklı hikayeler var ya aynen öyle... Ben 15 yaşında geldim... Merter'de bir evde 3 çocuk kalıyorduk... Efes Pilsen her oyuncuya 2 haftada bir peynir, zeytin, tere yağ, 2 kilo kıyma, 2 kilo kuşbaşı veriyordu... İstersen tesislerde de yiyebilirdin... 
Açıkçası o zaman basketbol oynamak en kolayıydı... 

Hiç geri dönmeyi düşündüğünüz, ben burada yapamam dediğiniz oldu mu?

Ben hemen dönmek istedim aslında... Lider ruhluyum, agresifim...İstanbullu çocuklar da aralarına almak istemiyorlar... Velilerle bile çok çatışma yaşadım, dedikodu yapmaya başlıyorlar seni aralarına almak istemiyorlar... Neler gördüm neler... 



Bu ülkede birgün bir kıtlık olsa herkes aynı seviyeye gelse ben yine çok rahat para kazanıp aileme çocuğuma bakabilirim... 


Bu sizi çok güçlü bir insan yapmıştır mutlaka...
Beni çok sağlam yaptı... Ben şunu söylüyorum artık... Bu ülkede birgün bir kıtlık olsa herkes aynı seviyeye gelse ben yine çok rahat para kazanıp aileme çocuğuma bakabilirim... Artık sarsılmam... Gördüklerim beni olgunlaştırdı... Öyle şeyler gördüm ki...Haftanın 4 günü su akmaz... Çamaşır yıkamak zorundayız... Bütün işler bize bakıyor... Bir de bunun üstüne idman yapıp iyi performans sergilemen gerekiyor... Mesela kahvaltılıkları satıp harçlık yapardık... Köfteyi ben yapardım, bulaşığı arkadaşlarım yıkardı... Yıpratıcı bir süreçti... Ama beni güçlendirdi... Annem de 18'imde geldi zaten...




Peki Türkiye'de basketbolla eğitimi bir arada yürütmek nasıl bir şey? Profesyonel sporcu olmak zor mu? 
Türkiye'deki sistem profesyonel sporcu olmak için sizi çok desteklemiyor. Bir tercih yapmak gerekiyor. Okul mu spor mu diye... Büyük bir risk alınıyor. Eğer ailenizin de maddi dayanağı yoksa basketbol olmazsa yapacak hiçbir şey kalmıyor. 19 yaşına geliyorsun... Elinde ne işin kalıyor ne üniversiteyi yürütebiliyorsun...Derslerden uzak kalıyorsun. Mesela biz Efes'te günde çift idman yapıyorduk... Ben çıkabildim bu yarışın içinden ama çıkamayan Türkiye genelinde 1000e yakın çocuk var... 

Türkiye'de şu anki sistemi nasıl buluyorsunuz? 
Şimdi düzeltmeye çalıştılar. Dediler ki bu çocuklar okulla birlikte yürütsün basketi. İdmanları akşama koydular. Ama bu sefer de profesyonel sporcu yetişmiyor... Çünkü, profesyonel sporcu olabilmesi için her sporcunun 14 yaşından sonra günde 5 saat idman yapması gerekiyor.

Yurt dışında da sistem böyle mi?
Amerika bunu çözmüş... Amerika'da kulüpler yok... Okul takımları var, orada oynuyorsun... Alt yapı yok... Herkes okuldan gelerek yukarı çıkıyor... 



Türkiye'deki sistem kişide büyük strese neden olur o zaman...Ya başarılı olamazsan? 


Tabi. Bunun çok parametresi var... Çok yetenekli olman da yetmiyor... Sakatlanabilirsin... Arkadaşlarınla, antrenörünle aranın iyi olması gerekiyor... Bir yanlış seni mahvedebilir... 

Bu yüzden çok sayıda yetenek kaybolup gidiyor değil mi?
Aynen öyle... Ben başarılı olmuşum mesela ama benim gibi olamayan çocukla aramda çok büyük fark yok aslında. Arada nüanslar var. Mesela sporcu geliyor antrenörüyle kavga ediyor ve takımdan atılıyor. Her şekilde çok zor bir durum... Yeteneğin , şansın yanında otokontrolünün olması gerekiyor...


Efes'te oynarken bile Fenerbahçe futbol maçlarına giderdim... Hatta tanınmamak için şapka takardım... 

Sizi futbol maçlarında da sık sık görüyoruz? Yakından takip ediyorsunuz... Koyu fenerbahçelisiniz sanırım:) 
Ben fanatik fenerbahçeliyim...Gerçi yoğunluktan dolayı çok fazla gidemiyorum maçlara zaman çakışıyor ama Efes'te oynarken daha çok giderdim... Hatta tanınmamak için şapka takıp maçlara giderdim:)

Başka bir takımda oynamamanız iyi olmuş o zaman:)? 
Evet evet...Çok zor bir şey. Benim yaşımda biri için zor... 2 sene önce Galatasaray temasa geçti ama ben istemedim. Çok sevdiğim büyükler de var orada ama bu saatten sonra olmaz! Ne onların camia beni kabul eder ne ben onları artık...
Zaten taraftar baskısı çok var... 


Biz de baskı yapardık:)
(Gülüyor...) İnsanlar seviyor beni zaten burada. O yüzden kendi camiamda bırakmak istiyorum... 


Turgay Demirel'in eşi bana tamam diyor doğum oldu. Ben de o sırada turnike atıyorum. Bizim hayatımız böyle :)

Konuşurken kendinizi çok iyi ifade ediyorsunuz aktif basketi bıraktıktan sonra aklınızda yorumculuk falan var mı?
Kalbim koçluğu istiyor ama ben 15 yaşından beri öyle bir disiplin altında yaşadım ki...Son 4-5 seneye kadar senede 20 gün tatil yapıyordum. Bunun içinde bayram yılbaşı hiçbir şey yok. Çünkü sezon bitiyor milli takım başlıyor. Milli takım bitiyor yeni sezon başlıyor. Yani son 4 seneye kadar yılda 11ay 10 gün basketbol oynadım. Çocuklarınızı göremiyorsunuz. Mesela benim eşim ikizleri doğururken 2009 Avrupa şampiyonasındaydık Yunanistan ile maçımız vardı... Hanım aradı ben hastaneye gidiyorum, ben de maça çıkıyorum aynı anda... Turgay Demirel'in eşi bana tamam diyor doğum oldu. Ben de o sırada turnike atıyorum. Bizim hayatımız böyle :) Bu yüzden bundan sonra koçluk daha da zor bir iş...Zaten bugüne kadar yoğun yaşadım... Haftanın 3 günü evdeysem 4 günü dışarıdayım... Euro lig oynadığımız için... Koçluk bana stresli geliyor... 12 tane egolu oyuncunun kimyasını tutturacaksın...
Ama genel menajerlik olabilir diye düşünüyorum... Televizyon da olabilir... Şansal abi bırak gel kontratı yapalım diyor ama ben biraz daha işin mutfağında olmak istiyorum... Karar alabileceğim, sorumluluğumun olacağı bir şey olabilir... Harun Erdenay, Kemal Dinçer'in şimdiki görevleri gibi...

Eşiniz için zor olmuyor mu bu kadar çok çalışan bir eş? 
Bizim şu avantajımız var; biz eşimle 18-19 yaşından beri birlikteydik. 23 yaşındayken evlendik. O bu işin içindeydi hep; yani onun için anlıyor, biliyor... Çok destek oluyor... 

Sakatlanıp evde kaldığınızda, evdeki ortama nasıl yansıyor?
Normalde az gördüğün için birbirine özlem oluyor sürekli. Ama geçen sene 2 ay sakatlandım mesela... Ben de bunaldım, eşim de bunaldı... Çünkü eşlerin de kurduğu bir düzen var evde... Ben evde kalınca ona müdahale etmeye başladım. Düzene karışmaya başlıyorsun... Didişmeler artabiliyor (Gülüyor...) Hanımlar daha zorlanıyor o zaman... 

Eşinizle çok büyük bir aşkla evlenmişsiniz diye duydum? 
Dediğim gibi; bizimki çocukluk aşkıydı. Ben Mersin'den geldim. O da burada basket oynuyordu. Burada tanıştık. O basketi bıraktı okulunu bitirdi. Ben de kariyerimin başındaydım.  B
enim için Amerika'ya gitmedi mesela eşim... Ve evlendik...

Böyle olmayı hayal kurar mıydınız?  Ya başarılı olamazsam diye bir B planınız var mıydı?
Tabi hep kuruyordum ama bunu kurarken belediye otobüsünde gidiyordum... Ne istediysek Allah'a çok şükür gerçekleşti... Başarılı olamazsam diye kafamda bir B planı vardı. Basketbol bursu alıp Amerika'ya okumaya giderim diye düşünüyordum... 

Peki biraz da pota altı sorularına geçelim:)  
Şu an kaç kilosunuz?
Şu anda 94 kiloyum ama sezon kilom 92.5 oluyor... 

Boyunuz kaç?
1.93

Kilonuz şimdi az mı çok mu oluyor yani?
Yağ kas oranım gayet iyi:) Artık yağ kas oranı çok önemli! Hepimiz kası korumaya çalışıyoruz...

Ek takviyeler hakkında ne düşünüyorsunuz?
Biz antrenman sonrası protein içiyoruz ama ben çok da sevmiyorum takviyeleri. Yakamayacağın şeyi almak yanlış bence... Ben vitamin almayı bile çok sevmiyorum. Böbrekleri yoruyor, bu bir gerçek... Ama bu yoğun tempoda da takviye almadan da zor... 

Yazın nasıl koruyacaksınız kilonuzu? 
Koruyamayacağım...(Gülüyor...) Temmuzdan itibaren çalışmaya başlayacağım... Profesyonel sporcular 3 hafta sporu bırakınca %30 kasını kaybediyor...

Ne kadar hızlı!
Evet, inanılmaz bir şey... Şimdi ben dinleniyorum biraz... 15 hazirandan itibaren ufak ufak başlarım.  Temmuzda günde 2 saate çıkarırım... Ağustos 1'de İngiltere'deki fizyoterapistimin yanına gideceğim 3 hafta... Orası kamp gibi oluyor bana bütün kas gruplarımı çalıştırıyor... Sonra da 25 ağustosta sezon başlıyor... Bu sene milli takıma gitmediğim için biraz daha rahatım:)

Bormio Kampı tüm Milli Takım oyuncularının korkulu rüyası sanırım... Neden?
Evet biraz öyle... 17 senedir gidiliyor. Çalışmak için çok güzel bir yer. Çünkü hiçbir şey yok...(gülüyor) Aslında bir kayak merkezi... Yazın 65 yaş üstü insanlar var.

2011 Bormio Kampı Dönüşü :) 

Eşler çok rahat ediyordur... Akılları kalmaz sizde :) 
E tabi eşler zaten gönül rahatlığıyla gönderiyor... Ne kadar gidersen git...(Gülüyor...) Antrenörler de çok rahat...Gideceğin bir yer yok... Oteller, yemekler muhteşem... Şaka bir yana, bir oyuncunun hazırlanması için muhteşem bir yer...

Basketbolla yakından uzaktan ilgilenen insanlar hep mütevazı oluyor değil mi?
Biraz ucundan uğraşanda bile bu oluyor. Takım oyunu olduğundan sanırım... Özel bir şey yapmıyoruz. Belki de o çevrede olan insanlar öyle olduğu için herkes öyle oluyor... 

Fenerbahçenin son maçında statta mıydınız? Biber gazı falan...
Oradaydım. Hem babam hem de büyük oğlum yanımdaydı. Fenerium Altta seyrettim. Dışarıya attım kendimi dışarısı Filistin sokakları gibiydi... Her tarafa biber gazı sıkılmış. Yer de bayılan kadınlar, bağıranlar... Herkes başka arabalara binip kaçtı. Ben de başka bir arabaya binip uzaklaştım oradan. Umarım bir daha böyle bir şey yaşanmaz! 

Yeni Arena stadındaki taraftar desteğini nasıl oluşturacağız.. Stat oturumu biraz kötü sanki...?
Evet ben de bu konuyu yöneticilerle konuştum. Tamamen Amerika'ya göre yapılmış bir mimari... Pota arkasındaki koltukları kaldırıp orayı taş yapıp ateşli seyirciyi oraya koymak lazım... Bir şekilde coşku olmalı... 

5 dakikalık yolu tezahüratlarla 1 buçuk saatte gittik.. Otelin içi bizim aileler, basketboldan insanlar nasıl kalabalıktı anlatamam. Yaklaşık 1500 kişi vardı...

Kariyerinizdeki en unutamadığınız maç? Herhalde Fenerbahçe 100.yıl maçıdır...

(Gülüyor...) Sen fenerli olduğun için tabi sana öyle gelir... Aslında bir tek maçı söylemek zor... Fenerbahçe'li kimliğimle konuşursam 100. yıl maçı! Camia için süper bir şeydi... 50 yaşına da gelsem o kadro, o maç manevi yönden büyük bir kazanım... Ama milli duygularla baktığın zaman 2010 yılında Sırbistan yarı final maçı... İnanılmaz bir maçtı! Maç bitti diye sevindik adam dedi ki 0.5 saniye var... Ya sayı olursa ne olacak diye korkuyorsun... Milli maç sayesinde insanların basketbol sevgisi arttı... Biz kampta göremedik çok olayları. Ama televizyondan baktık Kuruçeşme Arena'da 5000 kişilik dev ekran koymuşlar maçı seyrediyorlar insanlar... Maalesef Amerika'ya direnemedik, 24 saatimiz daha olsaydı her şey farklı olurdu... Biz yarı final maçı sonrası Sinan Erdem'den  çıktık saat gece 12... 5 dakikalık yolu tezahüratlarla 1 buçuk saatte gittik.. Otelin içi bizim aileler, basketboldan insanlar nasıl kalabalıktı anlatamam. Yaklaşık 1500 kişi vardı... Yemeğe indik saat 2.5 ta yemekten kalktık... Odaya bir çıktık her kanal maçı veriyor... Uyuyamadık ki :) Kerem, Hido, ben diğer gençleri yatırıp masörün odasında maçı izledik oldu saat 5... Eğer bir günümüz daha olsaydı o maçı da alırdık!




Maç öncesi hazırlık yapar mısınız?
Maça belli bir zaman kaldıktan sonra tabiki maçın önemine göre o maçı yaşamaya başlıyorsun. Basketbol o kadar skoru değişebilen bir spor ki bir anlık konsantre kaybınız rakibe özgüven veriyor ve maçı çeviremeyebiliyorsunuz. Bu da çok şeyi götürür... 
Benden küçüklere de hep tavsiyem, o anda maçtan daha önemli hiçbir şey olmaması lazım oyuncunun kafasında...

Gençlerin  hepsi R&B müziği dinleyerek maça başlıyorlar... Ama ben daha çok acıklı şarkılar dinlerim :)

Bir toteminiz var mı?
Gençlerin  hepsi R&B müziği dinleyerek maça başlıyorlar... Ama ben daha acıklı şarkılar dinlerim herkes takılır bana bu konuda... Ebru Gündeş, sezen aksu, Volkan Konak tarzı dinlerim... O beni nedense daha bir agresif yapıyor... Konsantre olmamı sağlıyor:) 

Neden forma numaranız 7?


Mersin'de 7 numara... Buraya geldiğimde de 7 numara oldu... İlkokul üçten beri 7...



Çocukluğunuzda basketbolculardan idolünüz kimdi?


Levent Topsakal, Orhun Ene, Ufuk Sarıca... Ama herkesin iyi ve kötü yanlarını görüp ve kendinde bir şey yaratmak lazım. Taklitçi olmamak lazım.  Benim kendi oyun stilim var. Şimdi herkes bir oyuncudan bahsederken bu Ömer Onan gibi olabilir diye bakıyor... Bu beni çok sevindiriyor... 


Efes Pilsen'e 15 yaşında geldim... Agresif yapım yüzünden az kalsın beni takımdan atacaklardı...


Saha içindeki agresif yapınız özel yaşamınıza yansıyor mu?
Hayır... Özel yaşantımda zaten çoğu şeyden kaçmaya çalışıyorum... Ben çabuk parlarım ama çabuk da sönerim... Otokontrolüm vardır... Mesela bugüne kadar sahadan atılmışlığım pek yoktur benim... 


Sahada hiç kavgaya girdiniz mi?
Ben ilk Efes'e geldiğim zaman 15 yaşında... Beni atacaklardır Efes Pilsen'den. Çimdiklerlerdi maç sırasında. Ben de sinirlenirdim. Yaşın ilerledikçe daha çok tecrübelenip bazı şeyleri tolere edebiliyorsun... 

Mirsad Türkcan da saha içinde agresiftir değil mi? Aklıma onun gözlerini açarak sinirlenişi geliyor:) 
Mirsad'la ben iyi anlaşırız. O kadar iyi ateş yakıyorduk ki sahanın içinde... Sahada kazanmak için topa atlamak gerekiyorsa atlıyorduk! Bunu gören genç oyuncular da motive oluyordu...

Evlilik konusuna gelelim:) Evlilikte erkeğe düşen görevler...
Susup oturmak mı (Gülüyor)... Bence alanları ayırmak, paylaşmak lazım. Benim eşimin evde kurduğu bir düzen varsa ona ben karışmamalıyım. O kadar iyi bir organizatör ki üzerimden çok yük alıyor. Ben de dışarıda işim gereği çok yoğunum ve ancak işime konsantre olabiliyorum. Ailemin geleceği için çalışıyorum.
 Bence şu anda gençlerin evlilikten kaçmasının sebebi kadınların da erkeklerin de sorumluluk almak istememesi. Herkes çabuk sıkılıyor... Benim eşimin yaptığı fedakarlıklar var çok büyük... Ben onun bilincindeyim... O da benimkilerin bilincinde... Bu çok önemli...

Kıskanç bir eş misiniz?
Ben de kıskancım, o da kıskanç... Ama şimdi hafifledi... Eskiden arabada giderken eşime biri iki kere baksa ne oluyor diye çıkışırdım... 

Romantik misiniz?
Hep eleştiri alırım bu konuda... Çok romantik biri değilim... 

Arkadaşlarım geri kafalı diye dalga geçiyorlar ama ben gücümü ailemden alıyorum!

Mesela sevgililer gününde hediye alır mısınız?
Onu geçtik biz. O kadar çok günümüz var ki... Evlilik yıl dönümü, doğum günleri...  Anneler günü, babalar günü de çok sevdiğim günler değildir. Çünkü bence bizim toplumumuza göre yapılmış bir şey değil. Amerika için önemli o günler çünkü onlar annelerini bir Şükran gününde hindi keserken görüyorlar... Halbuki biz zaten birlikteyiz. Bizim anneye babaya saygımız başkadır Türk Toplumu olarak. Bir de ilkokulda sıra arkadaşımın annesi vefat etmişti ondan beri çok sevemedim anneler gününü... Arkadaşlarım geri kafalı diye dalga geçiyorlar ama b
en gücümü ailemden alıyorum! Gerçek sıkıntında çekirdek ailen senin yanında ... Kuzenlerin, annen, teyzen... Saf sevgi çok önemli bir şey... Ben aileye çok önem veririm... Mesela annem iki gün aramazsam bozuk atar, her gün telefonda konuşuruz.



Bir tane 10 yaşında oğlunuz, bir de ikizleriniz var... İkiz sahibi olmak zor mu?

Sevgiyi paylaşmak zor... Eve gelince ikisi de oynamak istiyor falan...

İkizlerden şirin mi şirin Selin;)


En sevdiğiniz yemek?
Karnıyarık, Tas kebabı burada da gelenekselim (Gülüyor...)

Takma adınız?
Oyunculuğumla alakalı hızlı olduğumdan Speedy, Ferrari diye çağırırlardı. Bir ara m
ücadeleci yapımdan dolayı Braveheart oldu.


Basketçi olmasaydınız hangi mesleği seçerdiniz?
Masa başı olmazdı biliyorum... Aktif bir meslek olurdu herhalde... 

Başarı için bir basketçide olmazsa olmaz 3 özellik?
İç ve dış disiplin... 
Aynı zamanda çalışkan ve özverili olmalı... 

Son olarak, sosyal medyada aktif misiniz?
Ben hala mağara devrinde yaşıyorum... Ve hiç de sevmiyorum interneti... Ne Facebook'ta ne de Twitter'da hesabım yok ! Ama maalesef hep sahtelerim var... Bu konuda bilişim suçlarına bile gittim... 


Bu samimi röportaj için çok teşekkür ederim... ;)

Röportaj süresince desteğini benden esirgemeyen kuzenim Onur Uzal'a teşekkür ederim... 

















2 yorum:

Adsız dedi ki...

Ömer abi kral yav

KıyafetAskısı dedi ki...

ömer onan candır<3