28 Kasım 2013

Betül Demir- HELALLEŞEMEDİK!

Uzun zamandır bu şarkıyı bekliyorum...
Canım dostum Betül'ün bir kahve buluşmamızda, kulağıma eğilip bu şarkıyı söylediğinde gözlerim ışıldarken kalbim ısınmıştı!
'Herkesin hayatında helalleşemediği birileri vardır' diyor Betül...Çok doğru! 
Hafta başı yayınlanan bu özel şarkının söz ve müziği Sude Bilge Demir'e, düzenlemesi Emirhan Cengiz'e ait...
Yolun açık olsun Betül'üm... Bu kış bol bol kalbimizi ısıtırız bu şarkıyla! ;) 


27 Kasım 2013

Bir Kadının Meme Kanseriyle Dansı...

O,tecrübeli Teknik Direktör Bülent Baturman'ın güzel eşi Ayşen Baturman! Burcu ve Burak'ın sevgi dolu anneleri... 1966 doğumlu bu hayat dolu kadının hayatına  bir gün küçücük bir kitle giriyor! Ve başlıyor hikayesi...
Meme kanserini yenen bu güzel kadın özelini bizlere açtı! Duyguları öyle yoğun, öyle samimi ki... Röportaj sırasında gözlerimdeki yaşlara engel olamadım...
Hayatta her şey bizler için... Başıma gelmez demeden, yaşama sımsıkı sarılarak ilerlemeli! Ve unutmamalı! ERKEN TEŞHİS HAYAT KURTARIR!
Teşekkürler Ayşen Baturman! Teşekkürler güzel yürekli kadın! 




Ayşen Hanım, meme kanseriyle ilk ne zaman tanıştınız? Hikayenizi sizden dinleyelim…

Ben hiç bir zaman memelerimi kontrol etmezdim çünkü hayatta düşündüğüm en son şeydi meme kanserine yakalanmak... 26 haziran 2004 bir yaz gecesi eşim bir kitle fark etti.
Elledim ve ben de hissettim oradaki kitleyi.Sabah hemen aile doktorumuza gittim, muayene etti beni,ve hemen mamografi çekildi ardından da ultrason. Tabii ben hala kötü bir şey olduğunu düşünmüyorum kist falandır diyorum.. Ultrasona girdim ve orada fark ettim işlerin yolunda gitmediğini! Ultrasonu çeken doktor bir cerraha görünmem gerektiğini söyledi... Sonrası malum... Biyopsi ve biyopsinin sonucu kitlenin kötü huylu olduğu tespit edildi. Yani KANSER’dim...

Sonra?

İstanbul Tıp Fak. Prof. Dr. Adnan Aydıner Hocam’da aldım soluğu. Gözlerimden yaşlar akarak sorduğum ilk soru “geç kaldım mı? Yaşamak istiyorum!” oldu. O da sırtımı sıvazlayarak geç kalmadığımı hatta mememi bile koruyabileceğini söyledi.
Sonra göğüs koruma ameliyatı oldum. Ameliyatımı da çok sevgili hocam Prof. Dr. Abdullah İğci yaptı...Neyse ki doktorlarımdan yana çok şanslıydım...

Göğsünüz alınmamış mıydı?

Göğsüm korunmuş, sadece kitle ve koltuk altı lenflerim alınmıştı. Bu çok büyük bir mutluluktu! Önce yaşamayı istiyor insan ama içten içe memesini de düşünüyor tabii... Çünkü kadınsınız!

Ve atlattım derken tekrar mı kitle görüldü?

Evet! 5 yıl her şey çok iyi gitti, 5 yıl sonunda yapılan tetkiklerde aynı memede tekrar olumsuz bir şey görüldü ve 2. serüvenim başladı..

Nasıl yani? Aynı işlemlerden tekrar mı geçtiniz?

Biyopsi...Heyecanlı bir bekleyiş... Ve çok ufak ama kötü huylu bir kitlenin daha bulunması... Yine KANSER...

Göğsünüz, siz, aileniz, duygularınız?

Bu kez göğsümün tamamen alınması gerekiyordu. Bu ikinci serüven ben ve ailem için çok daha büyük bir yıkımdı..
Sevgili Abdullah Hocam göğüs derimi koruyarak içini temizleyeceğini ve protez koyacağını, memelerimin eskisinden daha güzel olacağını söyledi. Bu benim için büyük bir moraldi çünkü hem risk faktörlerinden kurtulmuş olacaktım hem de daha güzel memelere kavuşacaktım. Görüntü açısından farklılık olmaması için diğer mememin de içi boşaltılıp protez konuldu. Ameliyat tam 7 saat sürdü!
Sonra?

4 kür kemoterapi daha aldım, yine saçlar gitti ama bu tedavi daha kısa sürdü ve en önemlisi moralim yerindeydi.

Peki hastalığı ilk öğrendiğiniz güne geri dönelim... Tepkiniz ne oldu? İnsan sanki yerin ayakları altından kaydığını mı hissediyor?

Yerin ayaklarımın altından kayması ne kelime dünyam başıma yıkılmıştı! Hemen çocuklarımı düşündüm, öldüğümü ve çocuklarımın bensiz kaldığı canlandı zihnimde... Onlar bensiz ne yapacaktı? Kızım 14, oğlum 18 yaşındaydı ve bana ihtiyaçları vardı.. Onlar evlenirken ben yanlarında olamayacak mıydım? Eşim bensiz ne yapardı? Annem bensiz yaşayamazdı!

Korku dolu düşünceler beynimde geziniyordu...

 ‘Neden ben’ diye düşündünüz mü hiç?

Eşim bile sordu ‘neden sen’ diye ama ben hiç ‘neden ben’ demedim! Çünkü ben de herkes gibi bir insandım. Herkesin bir sınavı vardı, herkesin başına gelebilirdi.Benim Allah katındaki sınavım da buydu. Ben bu dünyada herkesin bir sınavdan geçeceğine inanıyorum, önemli olan bu sınavı isyan etmeden verebilmek...

Tedavi süreci nasıldı? Neler yaşadınız? Kaç sene sürdü?

Hastalığın en zor süreci tedaviydi.1 yıla yakın sürdü. Kemoterapi, ameliyat tekrar kemoterapi ve radyoterapi... Hem bedenen hem ruhen çok yıpratıcı bir dönemdi.

Kemoterapi nasıl bir şey? Yoruyor muydu sizi?

Kemoterapi çok ama çok yıpratıcı bir tedavi. Sağlıklı gidip hasta dönüyorsunuz.
Ameliyat öncesi 3 haftada bir 4 kür sonra yine 3 haftada bir 4 kür olarak aldım.
Kemoterapiden geldikten sonra yatağa yapışıyordum resmen!Bulantı, kusma, halsizlik, iştahsızlık, ağzımda tat alma duygusu diye bir şey kalmıyordu. Bir hafta kolumu kaldıramayacak kadar hasta oluyordum. Bir haftanın sonunda kendimi sağlıklı hissetmeye başladığım an hemen kalkıp Allah’ıma şükrediyor ve günlük hayatıma geri dönüyordum. Sanki hiç hasta değilmişim gibi peruğumu takıp, kaşlarımı boyayıp, makyajımı yapıp geziyor kendimi mutlu edecek şeyler yapıyordum. 2 hafta böyle geçiyor 3. haftanın sonunda tekrar tedaviye gidiyordum... İşte böyle zor bir döngü!

Fiziksel değişim, saç dökülmesi... Bunlar da insanı etkiliyordur değil mi?

Hem de çok! İnsanı ruhen en çok yıpratan bu. Çünkü kadınsınız ve saç dış görünüşünüzün %90’ı gibi bir şey... Bir de benim gibi dış görünüşünüze çok önem veriyorsanız daha zor... Doktoruma “yaşayacak mıyım?” dedikten sonraki sorum “saçım dökülecek mi?” olmuştu. O da tedaviden 15 gün sonra saçımın dökülmeye başlayacağını söyledi. Tam anlamıyla bir yıkım yaşadım... Tedavime başlamadan önce hemen bir peruk merkezine gidip saçımdan örnek aldırarak aynı renk aynı model peruk yaptırdım. Peruğum o kadar doğaldı ki herkes kendi saçım zannediyordu.

Saçlarınız dökülmeye başladığında ne hissettiniz?

Her gün saçlarımı çekip kontrol ediyordum, 15 gün sonunda ellerimde tutam tutam saçların kaldığını gördüm...
Eşimi çağırdım birlikte banyoya gittik, eşim gözlerinden sel gibi akan yaşlarla tıraş makinesiyle saçlarımı kazımaya başladı. O an kelimelerle anlatılamaz! Konuşacak hiçbir şey yoktu, ikimiz de hıçkıra hıçkıra ağlıyorduk.

İnsan bu hastalık sırasında çevresinin nasıl davranmasını istiyor? Bilinmesi rahatsızlık veriyor mu?

İnsanlar maalesef bu hastalığın sonucunu mutlak ölüm gibi görüyor. Bu durum hastayı üzüyor...
Ama Hastalığımın bilinmesi bana hiçbir zaman rahatsızlık vermedi aksine bunu herkesle paylaştım, sonuçta bu onların da başına gelebilirdi. Konuşmak beni rahatlatıyordu..

Sizi bu savaşta güçlü kılan ne oldu?

Allah’a olan inancım beni çok güçlü kıldı. Ve tabii ki eşim, çocuklarım, annem ve tüm sevdiklerim bana çok destek olup moral verdiler, güç kattılar...

Her zaman moralli miydiniz?

Evet! Çook! Hep iyileşeceğime inandım, inancımı asla kaybetmedim! Bu hastalıkla mücadele edenleri her zaman büyük savaşçılar olarak gördüm ben çünkü kendi bedeninde, sana ihanet eden hücrelerinle savaşıyorsun.  Kendi hücrelerine karşı yaptığın bu büyük savaşın galibi olduğun için hayatın boyunca kendinle gurur duyuyorsun!

Eşiniz?

Onun desteği en önemlisiydi çünkü bir kadın olarak bu hastalıkta ikili ilişkilerinize yönelik farklı düşünceler içine giriyorsunuz. Eşimin bana her zaman, ne durumda olursam olayım sevgi ve hayranlıkla bakışı hiçbir zaman değişmedi.

Şimdi sağlığınız nasıl? 

Bu yaz Allah’ın izniyle 10. yılımı dolduruyorum. İkinci tedavinin sonucu çok güzel oldu! :) Rutin kontrollerim, test sonuçlarım kısacası her şeyim çok iyi Allah’a şükürler olsun.

Onkolog Sualp Tansan, Ayşe Arman’a verdiği bir 
röportajda ‘tedavinin başarılı olabilmesi için ölümle kavga etmekten vazgeçmek gerekiyor’ diyor. Siz ne düşünüyorsunuz?

Bence tam tersi! Yaşamak için ölümle kavga etmek zorundasın çünkü bu hastalıkla mücadele etmek ve savaşmak gerekiyor...Tabii ki ölüm Allah’tan ve elbette gelecek ama bence yaşadığımız sürece bu kavgamız devam etmeli.

Son olarak meme kanseri ile ilgili hemcinslerinize ne tavsiye edersiniz? Nasıl önlemler almalılar?

ERKEN TEŞHİS HAYAT KURTARIR! Çok kere duyduğumuz bu cümle en önemli nokta.. Kadınlarımız memesini tanımalı, kontrolden korkmamalı ve en ufak bir değişiklik hissinde doktora gitmeliler. Rutin kontrollerini asla atlamamalılar. Hele ki aile geçmişinde varsa...
Ve en önemlisi önce kendilerini sevip değer vermeliler.
Ben bu konuda konuşmak isteyen, çaresizlik hisseden herkese yardımcı olmaktan mutluluk duyarım!



Meme Kanserinde Beslenme Tedavisi


Çağımızın korkulu rüyalarından meme kanseri, ülkemizde de ortalama 12 kadından birinde görülmektedir. Meme kanseri, sadece bayanlarda ortaya çıkabilir diye düşünülmemeli, erkeklerin de risk altında olduğu unutulmamalıdır.  
Hormonlar, genetik – ailesel faktörler ve çevresel faktörler (beslenme şekli,  alkol kullanımı, emzirmemek, geç doğum yapmak…) meme kanserinin oluşum nedenleri arasında.
Meme kanseri ve beslenme arasındaki ilişki diğer kanser türleri gibi önemlidir. Beslenmenin kanser tedavisinde %30-40 etkisi olduğunu bilmekteyiz.
Amerikan Kanser Araştırma Enstitüsünün verilerine göre, meme kanserinden korunmak için;
  •   İdeal kilo
  •   Fiziksel aktivite
  •   Minimum doz alkol
  •   Emzirme

ana hedefler.
Düzenli yapılan fiziksel aktivitenin kanserden koruyucu etkisi olduğu biliniyor. Günde 30 dk  veya haftada 4 saatlik orta dereceli fiziksel aktivitenin meme kanseri riskini azalttığı çalışmalar sonucu belirtilmiş. 
Meme kanseri oluşumunu veya yeniden ortaya çıkmasını önleyecek spesifik besinler yok. Bazı besinler için risk faktörlerini azaltıcı etkisi olduğu bilinmekle birlikte, etkisi olmadığını gösteren çalışmalar da görülmüş. Yine de sebze tüketiminin kanser oluşum riskini % 25 azalttığına dair çalışmalar var.
Yeşil Çay: İçerdiği polifenoller sayesinde meme kanserinden koruyucu özellik gösterir. Düzenli yeşil çay tüketenlerde içmeyenlere göre meme kanseri oluşumunun azaldığına dair sonuçlar biliniyor.  Epigallokateşin etkisi ile yağ emilimini azaltır. Vücut yağında azalmayı sağlayarak tümör hücresi hacminde azalmaları sağlayabilir.
Balık:  İçerdiği omega 3 yağ asidi, EPA sayesinde kanser risk oluşumunu azaltır. Haftada 1-2 kere orta büyüklükte balık tüketimi isteniliyor.
Turpgiller (kırmızı ve beyaz turp, şalgam), Brokoli, Brüksel lahanası: İçerdiği İsothiocyonate sayesinde özellikle premenopozlu kadınlarda östrojen metabolizması üzerinde etki yaparak meme kanseri riskini önleyicidir. Karatenoid, isoflovan, Vit A, Vit C ve Vit E yoğunlukları da riski azaltmada etkindir.
Havuç, Brokoli, Kabak, Karnabahar:  Yapılarında bulunan Lignan sayesinde, özellikle postmenopozlu kadınlarda kanser oluşum riskini azaltır. C Vit içeren besinler ile birlikte tüketilmeleri önerilir.
Tam tahıllı besinler, susam tohumu, sarımsak, sızma zeytinyağı, kayısı, şeftali, armut, üzüm, bal kabağı ve kiraz da lignan açısından zengin diğer sebze ve meyvelerdir.
Süt ve ürünleri:  Süt, yoğurt, peynir ve ürünleri Kalsiyum (Ca) açısından zengindir. Düşük Ca ile beslenen bayanlarda meme kanseri oluşum riskinin arttığı görülmüş. Süt ürünleri tüketiminde dikkat edeceğimiz nokta tam yağlı olmamalarıdır. Yağsız veya yarım yağlı olarak kullanmaya özen gösterirsek hem kilo koruma yönetimi, hem de kanserden korunma açısından pozitif etki görürüz. Kalsiyum ve D Vit eklenmiş ürünlerin tercih edilmesi öneriliyor.
Kanser oluşumunu arttırıcı etki gösteren besinlerin tüketimini sınırlamalıyız. Tam yağlı besinler, kızartma yöntemi kullanılarak pişirilen besinler, tütsülenmiş – tuzlanmış – salamura yapılmış besinler, direkt ateşe maruz kalarak pişirilen besinler (yanlış mangal uygulamaları, dönerler…), şarküteri ürünleri beslenmemizde minimum düzeyde yer almalıdır.
Soya: Genistein, tümör gelişimini önleyici etkilidir. Bitkisel kaynaklı fitoöstrojendirler ve az da olsa östrojenik etki gösterirler. Meme hücreleri üzerinde kanser oluşumu açısından yüksek risk oluşturabilecekleri için soya ürünlerinin tüketimi tedavide kullanılmamalıdır.
Keten Tohumu: Fitoöstrojen yapılıdır. Eski dönemlerde östrojen düzeyini azaltarak bayanlarda hormona bağlı kanser oluşum riskini azalttığı söylense de günümüzde tümör oluşumunu arttırabileceği yönünde çalışmalar bulunuyor. Meme kanser tedavisi sırasında kullanımı istenmemekte.
Meme kanseri hastalıklarında kullanılan tamamlayıcı ve alternatif tedavi yöntemlerine göre dağılımlara baktığımızda beslenme %62  gibi yüksek bir oranı kaplamakta. Meyve – sebze ve tam tahıllı besin  ağırlıklı bir beslenme şekli ile düzenli beslenmeyi sağlayabilirsek, hayatımıza  günlük fiziksel aktivite yerleştirebilirsek, ideal vücut ağırlığına sahip olup en önemlisi onu koruyabilirsek meme kanseri açısından en azından çevresel faktörleri ortadan kaldıracak ve risk faktörlerini azaltmış olacağız.


Dyt. Müge Aksu Beyazıt

26 Kasım 2013

Christian Louboutin Sen Rüya mısın? :)

Uzun boyumdan mı, alışık olmadığımdan mı bilmem... Topuklu ayakkabı benim için zulümdür!
Ne zaman giysem tek düşündüğüm şey eve gelip onları ayaklarımdan çıkarıp boylu boyunca uzanmak... 
Bu yüzden beni topukluyla çok sık göremezsiniz...
Gördüğünüz zaman da yüzümdeki anlam karmaşasından ne kadar acı çektiğimi anlayabilirsiniz!:) 
Buna rağmen topuklu ayakkabılara ve Christian Louboutin rüyasına hayranımdır... Sizler için 2013 Sonbahar/Kış sezonundan bir kaç güzel ayakkabı seçtim, bakalım beğenecek misiniz!;) 












Burcu Yürüyooor! ;)

Geçen gün yürüdüm... 
Ee bunda ne var demeyin! Ben bir pazar günü sabah 8'de uyanıp, Bebek'e inip, tam 1.5 saat yürüdüm...
Peki neden böyle yapmıştım? Neden bir pazar günü sabahın köründe uyanmış ve tek başıma kendimi Bebek sahiline atmıştım? 


Ah Şeyda Coşkun ah... Bütün diyetisyenler silahlarını sana çevirmiş olsalar da aslında hepimizin kafasına yürüyüş sevdasını soktun bir şekilde... Zayıflattığın ünlüler, yürüyüş esnasında çekilen fotoğraflar... İnsanı içten içe etkiliyormuş demek ki... 
Gazeteyi her açtığımızda karşımıza çıkan kahve içerken ya da yemek yerken çekilmiş fotoğraflarının yerini ünlülerin spor yaparken çekilen fotoğrafları aldı artık... Ve bu akımın öncüsü oldun sen!:)
E iş böyle olunca... İnsan ister istemez robot gibi pazar sabahı kalkıyor, kulaklıklarını takıyor, uyurgezer gibi Bebek'e inip yürüyüşe başlıyor... Yürürken camlardan yansıyan görüntümü fark ettiğimde kendime 'Çak' yapasım geldi... :)
Ama maalesef bu yürüyüş maceram sadece bir gün sürdü... Küçüklüğümde de bir yerden tam gidecekken oraya alışırdım zaten... =)
Komediye bakın... Kasımın ortasına kadar güzel olan havayı fırsat bilip yürüme, bir gün sonra fırtınanın geleceğini duy ve çık yürü! :) 
Yağmurda yürümeye alışmalı bu Burcu... Şimdi biraz da böyle fotoğraflar görürsem işim çok kolaylaşacak sayın basın! ;)
Sevgilerimle, 
Curcu. 

25 Kasım 2013

Victoria Beckham Elbiseleri Mercek Altında! ;)

Geçen hafta City's Mahalle'deki Ayşe Arman sohbetlerinde Işıl Reçber'in giydiği elbise çook konuşuldu... Nitekim Ayşe Arman da sordu ve Işıl tüm samimiyetiyle elbisenin Victoria Beckham tasarımı olduğunu söyledi. 
Ben de girdim internete hem Işıl'ın o muhteşem elbisesini hem de Victoria Beckham'ın diğer elbiselerini inceledim ve hepsine bayıldım! 
Elbiselerin ortalama fiyatları 1500 Euro ama olsun!:)
Modellerine bakıp H&M, Zara, Mango'dan seçimler yapabiliriz! ;) 
İşte sizin için seçtiklerim:






Ve Işıl'ın elbisesi...



Işıl bu güzel elbiseyi fit vücuduyla öyle güzel taşımıştı ki... Hafif dalgalı saçları ve doğal makyajıyla Barbie bebek gibiydi... Siyah süet Christian Louboutin ayakkabılarıyla kombinlediği elbiseyle muhteşem duruyordu... Yaşamın Tatları'nda bugüne kadar hiç böyle bir şey yapmadım ama Işıl Reçber'i haftanın en şık bayanı ilan ediyorum!;)






Isabel Marant for H&M

Isabel Marant, H&M için müthiş bir koleksiyon tasarladı... 
Koleksiyon 14 Kasım'da dünyayla aynı anda Türkiye'de yalnızca Zorlu ve İstinye Park H&M mağazalarında satışa sunuldu. 
Kadında 42 model ve 10 aksesuar,
Erkekte 20 model 5 aksesuar,
Gençlerde 30 model ve yaklaşık 10 aksesuar yer alıyor. 
Koleksiyonun fiyat aralığı 49.95 ve 699 lira arasında değişiyor. 
Isabel Marant bu iş birliğiyle ilk defa bir erkek koleksiyonu tasarlamış oldu. ;) 
İşte koleksiyon: 





Ekspresyonist Ressamlar: Edward MUNCH


Ekspresyonizm, doğanın olduğu gibi temsili yerine duyguların ve iç dünyanın ön plana çıkarıldığı 20. yüzyıl sanat akımı... Dışavurumcu sanatın amacı, sanatçının duyguları ve iç dünyasını renk, çizgi, düzlem ve kütle aracılığıyla dışa vurmasıdır.
Fırça darbeleriyle, kişisel duyguların gösterimiyle ressamın varlığı resimde hissedildi.Munch,Ekspersyonist(dışavurumcu) ressamlardan en sevdiğim! O'nun resimlerinde yaşadığı travmalar, kişisel acıları, korkuları ve kaygıları öyle net görülür ki... 
Edward Munch, Norveç asıllı ve 1863 doğumlu...
Annesi ve kız kardeşini verem hastalığından kaybeden Munch, ölüm korkusunu bir daha içinden atamadı. 

Resim eğitimi bile görmeden böylesine etkileyici resimler yapan bu adama hayranım... Yaşadığı depresif duyguları, korkuları, aslında hepimizin an be an içimizde hissettiğimiz o psikolojik değişimleri öyle güzel resmetmiş ki...
En ünlü resmi olan "The Scream" (Çığlık) 1893'te yapıldı. Resim, şimdiki zamanda bile modern insanın ruhsal acılarının simgesi haline geldi. Öyle ki, "Scream" filmindeki maske bu resimden esinlenilerek yapılmıştır.




"The Scream" "Çığlık", New York'un en ünlü müzayede evinde düzenlenen açık artırmada 2012'de 120 milyon dolara satıldı... 

Birbirinden güzel tabloları dünyanın dört bir yanında...Gelin bu müthiş ressamın  tablolarına beraber göz atalım;)

Evening on Karl Johan, 1892

The Sick Child, 1896

Summer Night, 1889

Sprind Day on Karl Johan Street, 1891