25 Kasım 2013

Victoria Beckham Elbiseleri Mercek Altında! ;)

Geçen hafta City's Mahalle'deki Ayşe Arman sohbetlerinde Işıl Reçber'in giydiği elbise çook konuşuldu... Nitekim Ayşe Arman da sordu ve Işıl tüm samimiyetiyle elbisenin Victoria Beckham tasarımı olduğunu söyledi. 
Ben de girdim internete hem Işıl'ın o muhteşem elbisesini hem de Victoria Beckham'ın diğer elbiselerini inceledim ve hepsine bayıldım! 
Elbiselerin ortalama fiyatları 1500 Euro ama olsun!:)
Modellerine bakıp H&M, Zara, Mango'dan seçimler yapabiliriz! ;) 
İşte sizin için seçtiklerim:






Ve Işıl'ın elbisesi...



Işıl bu güzel elbiseyi fit vücuduyla öyle güzel taşımıştı ki... Hafif dalgalı saçları ve doğal makyajıyla Barbie bebek gibiydi... Siyah süet Christian Louboutin ayakkabılarıyla kombinlediği elbiseyle muhteşem duruyordu... Yaşamın Tatları'nda bugüne kadar hiç böyle bir şey yapmadım ama Işıl Reçber'i haftanın en şık bayanı ilan ediyorum!;)






Isabel Marant for H&M

Isabel Marant, H&M için müthiş bir koleksiyon tasarladı... 
Koleksiyon 14 Kasım'da dünyayla aynı anda Türkiye'de yalnızca Zorlu ve İstinye Park H&M mağazalarında satışa sunuldu. 
Kadında 42 model ve 10 aksesuar,
Erkekte 20 model 5 aksesuar,
Gençlerde 30 model ve yaklaşık 10 aksesuar yer alıyor. 
Koleksiyonun fiyat aralığı 49.95 ve 699 lira arasında değişiyor. 
Isabel Marant bu iş birliğiyle ilk defa bir erkek koleksiyonu tasarlamış oldu. ;) 
İşte koleksiyon: 





Ekspresyonist Ressamlar: Edward MUNCH


Ekspresyonizm, doğanın olduğu gibi temsili yerine duyguların ve iç dünyanın ön plana çıkarıldığı 20. yüzyıl sanat akımı... Dışavurumcu sanatın amacı, sanatçının duyguları ve iç dünyasını renk, çizgi, düzlem ve kütle aracılığıyla dışa vurmasıdır.
Fırça darbeleriyle, kişisel duyguların gösterimiyle ressamın varlığı resimde hissedildi.Munch,Ekspersyonist(dışavurumcu) ressamlardan en sevdiğim! O'nun resimlerinde yaşadığı travmalar, kişisel acıları, korkuları ve kaygıları öyle net görülür ki... 
Edward Munch, Norveç asıllı ve 1863 doğumlu...
Annesi ve kız kardeşini verem hastalığından kaybeden Munch, ölüm korkusunu bir daha içinden atamadı. 

Resim eğitimi bile görmeden böylesine etkileyici resimler yapan bu adama hayranım... Yaşadığı depresif duyguları, korkuları, aslında hepimizin an be an içimizde hissettiğimiz o psikolojik değişimleri öyle güzel resmetmiş ki...
En ünlü resmi olan "The Scream" (Çığlık) 1893'te yapıldı. Resim, şimdiki zamanda bile modern insanın ruhsal acılarının simgesi haline geldi. Öyle ki, "Scream" filmindeki maske bu resimden esinlenilerek yapılmıştır.




"The Scream" "Çığlık", New York'un en ünlü müzayede evinde düzenlenen açık artırmada 2012'de 120 milyon dolara satıldı... 

Birbirinden güzel tabloları dünyanın dört bir yanında...Gelin bu müthiş ressamın  tablolarına beraber göz atalım;)

Evening on Karl Johan, 1892

The Sick Child, 1896

Summer Night, 1889

Sprind Day on Karl Johan Street, 1891

21 Kasım 2013

IŞIL REÇBER RÖPORTAJIM SİZLERLE!


Işıl, Antalya’da 17 yaşında bir genç kız. Güzel mi güzel, zarif mi zarif. Baş döndürüyor. Hem mecazi hem de gerçek anlamda. Yolda yürürken yanından geçen erkekler başlarını çevirip bir kez daha bakıyor. Onu beğenip peşine takılanlardan biri de Rüştü diye bir futbolcu. Her ne kadar o zamanlar sadece Rüstü’yse de sonraları Fener’in, Beşiktaş’ın, Milli Takım’ın kalecisi Rüştü Reçber olacak. Ve şimdi de herkesin tanıdığı, takip ettiği, sevdiği Milli Takımlar Genel Koordinatörü Rüştü Reçber. İşte o Rüştü, o yıllarda henüz soyadı Reçber olmayan Işıl’la bir arkadaş ortamında tanışıyor ve fena halde aşık oluyor. Ama nasıl bir aşk, nasıl bir tutku, filmlere konu olur. Öyle böyle değil, Rüştü tam iki sene uğraşıyor, notlar yazıyor, mektuplar, çiçekler gönderiyor, ne yapıp ediyor, sonunda Işıl’ı ikna edebiliyor, Işıl’ın da henüz 19 yaşındayken soyadı Reçber oluyor. Güzel bir çift oluyorlar birlikte, o günden bu güne. Işıl Reçber’in onca yıldan sonra bile,  Rüştü’den söz ederken gözleri ışıl ışıl parlıyor. Dürüst ve açıksözlü bir kadın. Samimi biri, neyse o. Müthiş dinamik bir aurası var, etrafına enerji saçıyor. Onu City’s Mahalle’de yakaladım ve sordum…


Bizim sihirli formülümüz aşk evliliği yapmış olmamız!

Rüştü futbolu bıraktı ama şimdi Milli Takımlar Genel Koordinatörü oldu. Tam “kocam bana kaldı” diyeceğiniz bir zamanda yine yoğun çalışan biri olacak değil mi?
- Öyle oldu valla! Futbolcuyken 3-4 saat antrenmanı oluyordu ondan sonra kampa veya maça kadar serbestti. Ama şimdi tam mesaili bir dönem başladı. Bütün gün yok. Sabah gidiyor, akşam mesai bitinceye kadar orada, mecburen.

Hep merak etmişimdir, futbolcuyken, kötü oynadığı ve yenildikleri bir maçtan sonra eve geldiğinde… Nasıl bir hava oluyordu? “Sakın sesiniz çıkmasın! Babaya ilişmeyin, bir şey sormayın!” filan mı?
- Rüştü. Duygusaldır, yenilgilerden sonra içine  kapanırdır. Aslına bakarsanız, çoğu futbolcu öyledir. Evde sakinlik olsun isterler, kendilerini dış dünyaya  kapatırlar. Ben de evde o sükunet ortamını sağlamaya çalışırdım. Ama  çocuk dediğin bir nevi anti-depresan.  Morali ne kadar bozuk olursa olsun, çocuklarla haşır neşir olduktan on dakika sonra neşesi yerine geliverirdi. 

İnsanın eşini sahada izlemesi nasıl bir his, nasıl bir
gerginlik?Diyelim sıkı bir tekme yedi, sakatlandı…

-Maçı evde izlemek tabii ki çok daha rahat bir şey. Statta izlerken stresten ölüyor insan, hele sakatlandığını falan görünce insanın aklı başından gidiyor, o an hemen sahaya girip yanına gitmek ve ne olduğunu öğrenmek istiyorsunuz ama maalesef hiçbir şey yapamıyorsunuz. Meraktan delirdiğinizle kalıyorsunuz.

Futbolcu eşi olmanın inceliği nerede?
-Yapmanız gereken şey, eşinizin psikolojisinin iyi olmasını sağlamak. Çünkü mental olarak rahat durumdalarsa işlerini daha kolay, daha rahat kotarabiliyorlar. Her ne kadar fiziksel bir iş yapıyorlarmış gibi görünse de aslında her şey beyinde bitiyor. Kafalarında ne kadar az sorun olursa sahada o kadar çok başarılı oluyorlar.

Peki sizce futbolcuların güzel kadın merakı nereden kaynaklanıyor? Baksanıza hepsi güzel kadınlarla birlikte…
-Tamam ama bir de o futbolculara bakın! Hepsi de son derece bakımlı insanlar. Günde dört saat idman yapan adamlar onlar. Adamlar bu kadar fit olunca haliyle yanlarında kendileri kadar bakımlı, fit, hoş kadınlar olsun istiyorlar. Bence buna hakları da var.

Eşinizin en baştan çıkarıcı özelliği ne?
-İnanılmayacak derecede sabırlı olması… 

Peki ya, en tahammül edilmez özelliği?
-Tahammül  edemediğim  hiçbir  özelliği yok.Sadece  klasik bir koç burcu olarak çok sabit fikirli olması beni biraz zorluyor.

Mutlu evliliğinizin bir formülü var mı?
-Bizim sihirli formülümüz aşk evliliği yapmış olmamız. Birbirimizden beklediğimiz çıkarlar yok. Özel alanlarımıza saygılıyız. Fedakarlığın da karşılıklı olması gerekir. Mesela ben eşim olmadan dışarı çıkmıyorsam eşimden de aynısını beklerim. 

Futbolcular da günümüzde pop starlar gibi…
-Ben onların tarzını çok beğeniyorum ve destekliyorum. Dünya’ya baktığınızda da görüyorsunuz ki, celebrity denildiğinde ilk akla gelenler onlar. Tarzları, aileleri, yedikleri, içtikleri, gittikleri yerler insanlara örnek oluyor…

Sizin tarzınızda bir “serseri hal” ve “protest duruş”  var. Öyle misiniz gerçekten?
-Evet, öyle diyebiliriz. Yerinde duramayan, kıpır kıpır, her şeyin keyifli ve güzel olması için çaba sarf eden bir insanım. Enerji yüksekliğinden kaynaklanan bir durum. Çok feminen gözüksem de rock, hafif maskülen bir tarafım var. Mesela ben hep daha fazla spor yapayım daha kaslı biri olayım isterim ama eşim frenler.

İnsanların sizin için ne dediğine pek aldırmaz mısınız?
-Açıkçası çok  aldırmam! Yetiştirilme tarzım böyle. Eleştirilere açık olmasına açığımdır, hep olumlu bir yan çıkarmaya çalışırım eleştirilerden ama bir yere kadar, sınırı vardır. Benim anlayışıma göre, özgüven ve insanın kendisiyle barışık olması çok önemli. Böyle birinin başka  biriyle mutsuz ya da kötü olabilme ihtimali yok! 




Siz kişiliğinizi nasıl tanımlıyorsunuz?
-Sevecen, sıcak, kendine özgü değer yargılarına sahip, vicdanı çok gelişmiş, Allah  korkusu  olan, gururlu, kendisiyle barışık ve muhafazakar tarafları olan biriyim.

Türkiye’nin Victoria Beckham’ı mısınız?
-Victoria Beckham’a benzemek gibi bir kaygım yok. Duruşunu ve tarzını beğendiğim bir kadın. Mutlu bir yuva kurup onu koruyabilmesi, hangi krizi nasıl yöneteceğini bilmesi, çocuklarına iyi bir anne olması açısından da çok takdir ettiğim biri…

Bundan sonrası için kafanızda ne tür projeler var?
-Eskiden beri bir takım teklifler geliyordu hep, “Rüştü, istemiyorum Işıl” dediğinde “neden?” diye sormadan reddediyordum. Artık o tekliflere, projelere oğlum da 6 yaşına geldiğine göre, daha rahat zaman ayırabileceğimi düşünüyorum. Artık o da görüyor, “Bu kadar çok talep, varken sana haksızlık etmek istemem” dedi. Bazı sürprizler olabilir, bekleyelim görelim!

Instagram’da çok aktifsiniz yaklaşık 48.000 takipçiniz var. Buradan para kazanıyor musunuz?
-Hayır! İnsanlar tarafından doğru biçimde algılanmamızı sağlayan bir mecra olarak görüyorum ben Instagram’ı. Çünkü insanın ruhuyla görüntüsü her zaman çakışmıyor. İnstagram’daki görüntünüzde o an gerçekte ne hissettiğiniz belli olmuyor. Bu yüzden instagram ve twitter çok iyi oldu. Bol bol yazışıyoruz oralarda!

Bu kadar ön planda olmanıza eşiniz ne diyor? Kıskançlık olmuyor mu?
-Sesini çıkarmıyor ama içinden “doğru mu yapıyorum acaba” diye düşünüyor olabilir. (Gülüyor)

Nasıl biridir, dışarı çıkarken kıyafetinize iltifat eder mi mesela?
-İltifattan çok “Döner misin, bir bakayım, içini gösteriyor mu, kısa mı, dar mı, bol mu?” diye sorar. Son yıllarda çok ilerleme kaydettik ama arada bir hala eskiye döndüğümüz oluyor. (Gülüyor)

Peki kıskançlıktan size kıyafet değiştirttiği olduğu mu hiç?
-Tabii. Çook! 

Böyle bir durumda siz ne yaparsınız?
-Kıyafetimi giymişim, o kıyafete göre saçımı, makyajımı yapmışım. Tam gideceğiz, “Bunu çıkarır mısın, bu olmaz!” demiş! Onun keyfi kaçmasın diye sen kendi keyfinden vazgeçmek zorunda kalıyorsun… Ne yapacağım, canım sıkılır, suratım düşer tabii!





Işıl Reçber’le  giyim ve yaşam tarzı üzerine…


*Bir kadının gardırobunda mutlaka olması gereken üç şey…
-Klasik siyah elbise, siyah stiletto, siyah klasik çanta, çok şık beyaz ipek gömlek ve klasik siyah kumaş pantolon.

*Çok bakımlısınız, alışverişe çok para harcar mısınız?
-Eh fena sayılmaz! (Gülüyor) Ama bu demek değil ki, her şeyim marka.

*Ama marka da giyersiniz…
-Tabii  ki! Kombinlemeyi  seviyorum, tanınmış bir markadan aldığım pahalı bir parçayla daha ucuz bir ürünü kombinlemeye bayılıyorum. 

*İyi bir çanta mı, iyi bir ayakkabı mı?
-Benim tercihim ayakkabı. 

*Nasıl jean giyersiniz?
-Skinny veya baggy.

*Jean alırken dikkat edilecek şeyler…
-Bacak boyu, bel kalınlığı… Vücut şeklinize uygun olması önemli.

*Bu yılın modasında öne çıkanlar…
-Geometrik desenler, printler, naturel tonlar, taş  renkleri, siyah ve kırmızı ön planda. 

*Giymeyi hiç sevmediğiniz bir şey…
-Kapri pantolon! Sadece kendime değil, hiçbir kadına yakıştıramıyorum… 

*Kafanıza göre mi takılırsınız, modayı mı takip edersiniz?
-Tabii ki modayı takip ederim ama kendi stilime uydurarak…  

*Bu kadar kıyafet ne oluyor diye merak edenlere söyleyeceğiniz bir şey…
-Ben de, arkadaşlarım da, her yaz ve kış başında gardırop değişimi yaparız. Kullanmayacaklarımızı koli koli yardım kuruluşlarına ve ihtiyaç sahiplerine göndeririz. Sadece bazı klasikleri kızıma ayırırım.

*Hızlı mı hazırlanırsınız, uzun mu sürer?
-Ne yavaş ne hızlı… 

*Rüştü hep bekler mi?
-Bekliyor sağ olsun, sabrediyor. (Gülüyor) 

*Sürekli fit olmayı nasıl beceriyorsunuz?
-Haftada en az 4 gün spor yapıyorum. Yarım  saat ile kırk dakika arasında yürüyerek ısınıyorum, sonra da fitness ve ağırlık çalışıyorum. Bir de haftada üç gün pilates yapıyorum. Fazla yememek için sürekli kendimi kontrol ediyorum, “yapma, yeme, sonra üç gün ağzına bir şey koyamayacaksın” diyorum kendime. Her şeyden az yemeyi becerebiliyorum. Abartırsam ertesi gün yaptığım spor süresini uzatarak telafi etmeye çalışıyorum.

*Kilonuzu kontrol edemediğiniz, kendinizi beğenmediğiniz bir dönem oldu mu hiç?
-Kendimle o kadar barışık bir insanım ki, ne hamilelikte ne de sonrasında kendimi kötü hissettiğim bir dönemimi hatırlamıyorum. 

*Kendinizi 20 sene sonra nerede ve nasıl hayal ediyorsunuz?


Ailemle, torunlarımla sürekli oradan oraya seyahat ederken…Torunlarımın peşinde koşarken…Hala güzel görünen yaşlı bir anneanne olarak… 


KISA KISA:

·        En sevdiğiniz yemek?

Japon yemekleri

·        Beyaz et mi kırmızı et mi?
Beyaz

·        Ayak numaranız?
39,5

·        Boyunuz?
1,80

·        Kaç bedensiniz?
36


Fotoğraflar: Nejat Tuzcuoğlu

19 Kasım 2013

Işıl Reçber Röportajım Hürriyet Kelebek'te! ;)

Bugün bana bayram! :) 
Sabah 07.00'dan beri ayaktayım, aşık gibi oradan oraya dolandım...
Hala enerjim bitmediii! Hiçbir şey yiyemedim! Ki yemek yiyememek benim gibi biri için çok enteresan bir durum! :) 



Bu mutlu günümü sizlerle paylaşmak, doyasıya zıplamak, danslar etmek istiyorum!:) 
Hep yanımda olan canım takipçilerim, Işıl Reçber röportajımın tamamı perşembe günü blogda olacak!;) 
Sizi seviyoruuuum!


15 Kasım 2013

Zorlu PSM- JERSEY BOYS


Geçen sene blogda yazdığım New York New York yazı dizisini ve orada gittiğim müzikalleri hatırlarsınız! ;) Gittiğim müzikallerden biri de Jersey Boys'du. 
Her müzikalden çıkışta içimde oluşan mutluluğu gölgeleyen bir soru oluşurdu hep kafamda... Neden Türkiye'de bu güzel müzikalleri misafir edecek salonlarımız yok? 
İşte tam da bu yüzden koşa koşa gittim Zorlu Center'ın ilk müzikaline... New York'ta hayranlıkla izlediğim Jersey Boys'u burada izleyecek olmak çok gurur vericiydi. 
Gösteri merkezinin büyüklüğüne ve ferahlığına bayıldıııım! 
Yukarıda sahnenin üzerinde gördüğünüz Türkçe çevirileri gördüğünüz bölüme hayran kaldım! 
Ve en önemlisi, Türk seyircisinin coşkusu "bu iş tamamdır" fikrini oluşturdu içimde... 
Başta Zorlu ailesi olmak üzere, bu güzel projede emeği geçen herkese çok teşekkür ederim... Türkiye'ye çok güzel bir hediye bu!


Müzikale gelince! ;)

Ekip New York'taki ekipten farklıydı.(Bu Avrupa ayağı sanırım.) 
Ve itiraf etmem gerekirse oyuncular New York'ta daha yakışıklıydı! :) Tamam tamam, önemli olan sanat :)
Jersey Boys'un Frankie Valli, Bob Gaudio, Tommy De Vito ve Nick Massi'nin pop müzik tarihinin en büyük başarılarından birine imza atmasının öyküsü. Müzikal; en iyi müzikal albüm dalında Grammy, en yeni müzikal dalında Oliever ve en iyi müzikal dalında Helpmann ödülü olmak üzere toplam 54 uluslarası ödül kazanmış. 
Şovun senaryosu öyle heyecanlı ve dinamik ki dünyaca ünlü eleştirmenler Jersey Boys'a müzikli oyun yakıştırması yapmışlar! ;) Ve bu güzel şov bugüne dek dünya çapında 14 milyon izleyiciye ulaşmış...

Müzikleri tanıdık! 

Sesler müthiş!

Özellikle 'Oh what a night, beggin ve can't take my eyes off you' gibi ölümsüz eserlerde insanın kalkıp dans edesi geliyoooor! ;)

Eve gelince Jersey Boys'un sağ kolu öne atarken sol kolu arkaya attıkları danslarının taklidini uzun süre yaptım! :) 

Hayat zor... Başarı tesadüfi değil! Sonuna kadar çalışmak, hiç yılmamak, kendini bırakmamak gerek! 

Şov bu felsefeyi öyle güzel işlemiş ki... Hem de gerçek bir yaşam öyküsünü izliyor olmak insanı daha da etkiliyor! 

Ayağımıza gelen bu müthiş şova mutlaka ama mutlaka gidin! 

Bir sonraki şovda görüşmek üzere, 

Ben sık sık gidiyor ve yazıyor olacağım! ;) 


 


13 Kasım 2013

Rekor Bacon'da!


Edward Much'un çok sevdiğim tablosu "The Scream" (Çığlık) geçen yıl 119 milyon dolara satılmıştı. 



New York'taki Christie's Müzayede Evi'nde yapılan açık arttırma sonucunda Francis Bacon'un "Three Studies of Lucian Freud" adlı eseri, 142.4 milyon dolara alıcı buldu. 


Bacon'un 1969 yılında yaptığı 3 parçalı tablosu, dostu ve aynı zamanda rakibi olan Lucian Freud'un tahta bir sandalyede değişik pozlarda oturuşunu yansıtıyor. (Lucian Freud, Sigmund Freud'un torunu)




Böylece 2008 yılında aynı müzayede evinde tabloları 86 milyon dolara satın alan sanat koleksiyoncusu William Acquavella 5 yılda 2 katına yakın değerlenen tablolar sayesinde akıllıca bir yatırım yapmış oldu! ;) 


Bakalım, Acquavella bundan sonra hangi tabloyu satın alacak? 

8 Kasım 2013

Evlilikte En Sık Görülen Yanlışlar...


* Dinleme Hataları
Evliliklerin umutsuz hale gelmesindeki faktörlerin başında eşlerin birbirlerini dinlememeleri gelir. Aslında herkes karşısındakini dinlediğini söylese de beden dilimizdeki ip uçları, televizyona, bilgisayara bakarak dinleme, veya dinler gibi gözüküp anlatılana değil de kafamızdan geçen konuda konuşmaya devam etme karşımızdakine onu önemsemediğimiz veya değer vermediğimiz anlamında geçebilir. 


* Saygı
Evliliğin temelinde saygı ve sevginin yattığını herkes bilse de bu evlilik içinde yaşarken bazen unutulabilir. Teşekkür etmemek, kaba davranmak, gerektiğinde özür dilememek ve kötü sözler bir evlilik için zehir gibidir. 

* Hep Haklı Olmak
Her tartışmada son sözü söylemek veya her problem yaşandığında en doğru! çözümü biliyor olmak da evliliklere zarar verir. Tartışmalarda, en basit konu hakkında bile çok konuşmak, en küçük sorun için tüm yapılması gerekenleri sıralamak çok iyi niyetli bir davranış olarak gözükse de zamanla bu şekilde davranan eş karşı taraf tarafından bir “hayat ortaklığı” yaşanan kişi olmaktan çıkıp bir “ebeveyn” pozisyonuna gelecektir. 

* Alay Etmek
Bazen şaka olarak söylenen sözler, amaç gerçekten şaka olsa da maksadı aşabilir. Örneğin hamileliği boyunca çok kilo aldığı için eskisinden farklı olduğu için ona bunu hatırlatan –sevimli olsalar bile, ya da sırf takılmak için yapıyorum deseniz bile- sözler üzüntü, kaygı yaratabilir. Eşinize takılırken veya şaka yaparken dikkatli olun. Özellikle bir şakadan hoşlanmadığını ifade ediyorsa bunda ısrar etmeyin. 

* Dürüst Olmamak
İlişkide saklı kalmış yönler ve yalanlar olduğu zaman bunlar zamanla bir evliliği bitirebilir. Eşlerin birbirlerine karşı dürüst olmaları, karşılıklı güven sağlamak için çok önemlidir. 

* Bencil Olmak
Evliliklerin iyi yürüyebilmesi karşılıklı olarak istek ve ihtiyaçların giderilmesi ile ilgilidir. Hep bir tarafın istediği şekilde yaşamak, hep bir eşin istediği türde filmlere, lokantalara gitmek, hep bir eşin istediği kişilerle sosyalleşmek veya hep bir tarafın ailesi ile vakit geçirmek : bunların hepsi iyi bir evlilik için gözden geçirilmesi gereken durumlardır. 

* Ortak Bir Problem Çözme Mekanizmasının Olmaması
Evliliklerde en sık gözüken problemlerin başında bir sorun olduğu zaman bunu çözebilecek bir yolun bulunamamasıdır. Bazen susarak geçiştirilen, bazen de bir öfke patlaması yaşayan eşin sakinleşmesi için bir şey yapılamayan sorunlar zamanla içinden çıkılamaz bir kördüğüm oluştururlar.

* Kavgada Söylenenler
Bazen çok sinirli olduğumuzda hem çok kırıcı sözler sarf edebiliriz, bazen de hiç yapmayacağımız bir şeyi sinirle söyleriz. Burada “ yapmayacağın şeyleri söyleme veya bir şeyi madem ki söylüyorsun, o zaman yap” kuralını akılda tutmak bazen işe yarayabilir. 

* Duygusal ve Cinsel Yakınlık Hissetmemek
Eşlerden biri veya her ikisi de cinsel yakınlaşma için bir istek duymuyorsa, bu bir evlilik için çok ciddi bir sinyaldir. Bu durumda mutlaka profesyonel bir yardım alınmalıdır.


Uzm. Dan. Psikolog Ani Eryorulmaz

http://www.evlilikterapisi.com.tr/hakkimda.html

6 Kasım 2013

Burcu'dan Mektup Var! İki İleri Bir Geri...



Hayat Güzel! 
Yaşananlar, elde edilenler, elde edilemeyenler... 
Gizem'in ölümünden beri daha bir farkındayım sanki geçen her günümün son günüm olabileceğinden!
Sevmenin güzelliği karşısında nefretin insanı yok edişini daha net görebiliyorum artık...
Hani derler ya herkese "Seni seviyorum" demeyin, anlamı kalmaz diye...
Ben sıklıkla, herkese söylüyorum artık sevdiğimi!
Herkesteki iyi yönü fark etmeye çalışırken kalbimde çalan melodi hoşuma gidiyor!
Zor, kolay değil...
Bazen enerjimi tüketecek bir durum çıkıyor karşıma!
Önce düşüyorum, sonra etrafa bakıyorum...
Düşüşüme kahkahalarla gülüp tekrar doğruluyorum...
Çünkü biliyorum, belki bu son düşüşüm olabilir, belki bir daha kalkmaya fırsatım olmayabilir...
Her nefes verişimizde ölüyorsak eğer,
Ve her alışımızda doğuyorsak tekrar, 
O zaman Hz. Şems'in de söylediği gibi hiçbir 'biz' aynı 'biz' olmamalı yoğrulduktan sonra! 
Bir beden verilmiş bize... Hem de tek kullanımlık! 
Bu yüz, gözler, uzun ya da kısa oluşumuz;
Fiziksel hiçbir özelliğimizi biz seçmedik dünyaya gelirken...
Mutlu olabilmemiz için yola devam ederken razı olmak gerek eldekilere...
Bir gün öleceğimizi unutmadan, şükretmek gerek her yaşanan şeye...
Çünkü hepsi büyütmek için içimizdeki yaramazı...
Hayatın felsefesi bu:
İki ileri bir geri gider hep! ;) 
Sevgilerimle,
Curcu. 


Not: Fotoğraf için Nejat Tuzcuoğlu'na Teşekkürler... 

4 Kasım 2013

Bumerang Ödülleri İçin Desteğinizi Bekliyorum!

Yaklaşık 1.5 yıl önce... 
Hiç aklımda yokken sessiz sedasız bir blog açtım... Sonra yazmaya başladım, yazdıkça yazasım geldi, daha çok yazdım. 
Röportajlar yaptım, meraklandım, içimden gelenleri sordum. Harika cevaplarla insanları yakından tanıdık...
Uzm. Dan. Psikolog Ani Eryorulmaz yazılarıyla bizi kendimize getirdi, yaşama farklı gözle bakmaya başladık... 
Dyt. Serap Tolaz ve Dyt. Müge Aksu'dan yazılar aldım, beraber zayıfladık...
Sonra bir baktım, röportajlarım gazetelere çıkmaya başlamış, blogu takip edenlerin sayısı gün geçtikçe artmış... 
Sizlerle;
Beraber güldük güzelliklere, 
Gizem'i kaybettik yine beraber ağladık... 
Sizlere çok teşekkür ederim! 
En başından beri benimle birlikte yürüdüğünüz ve beni cesaretlendirdiğiniz için... 
Daha bunlar başlangıç... İnşallah daha neler yapacağız! ;)

Geçen gün bir mail geldi... "Hürriyet Bumerang Blog ödülleri başlıyor" diye. 1.5 sene geldi geçti gözümün önünden... 
Gizem; benim canım meleğim... 
Hayatta olsaydı, ne çok isterdi benim bu yarışmaya katılmamı... 
İşte bu yüzden bu sene "En Çalışken Blog" kategorisinde Gizem için giriyorum bu yarışmaya... 
Ve desteklerinizi bekliyorum! 

En Çalışkan Blog kategorisinde birinci, sizin verdiğiniz oylarla ilk üçe giren bloglar içinden jürinin seçimiyle belirlenecek. Son oylama tarihi 11 kasım 2013! ;)

http://bumerang.hurriyet.com.tr/bumerang-odulleri/48286.htm

Cep telefonunuzu ve cep telefonunuza gelen doğrulama kodunuzu sitedeki bu kutucuğa girdiğinizde bana oy vermiş oluyorsunuz! :)