20 Aralık 2013

Burcu'nun Diyet Macerası!-1 :)

Yaklaşık 6 aydır sürekli yiyorum...! Diyete başlayalım diye size yazarken, diyetisyenim Serap Tolaz'a giderken hep aklım yemekteydi. O yüzden de bir türlü sistemli bir yeme düzenine geçemedim. 
Benzinciye gittiğimde bile ödeme noktasındaki Milka'larla yakinen ilgilendim. İş yerinin yakınında açılan restoranın menüsündeki her yemeği denedim. Akşamları eve gittiğimde bitkisel çayın yanında paket paket kurabiye yedim! :) 
Anlayacağınız, geri dönüşü olmayan bir yolda hızla ilerliyordum. Derken... 
Victoria's Secret defilesinden fotoğraflar basında dolaşmaya başladı. 

Ben de bunalıma girdim! :) 
Şaka şaka...İlk hedefim güzellik olmadığı için bu tarz şeylere çok takılmadım... 
Ama pantolonlarım dar gelince canım sıkılmaya başladı ve Serap ile kahve içerken bir karar verdim. "Yarın sana geliyorum!" dedim. İnanmaz gözlerle bana baktı. :) (Dikkat edin rejim kararımı bile bir şeyler yer içerken veriyorum çok romantik!) 
Gözlerimi fal taşı gibi açtım. "Bak göreceksin, bu sefer gerçekten başlıyorum!" dedim.
Yaklaşık 7 gündür diyetteyim! :) 
Ve tam 2.5 kilo gitti! :) 
Hem de yağdan... 
E sizinle paylaşmadan giden kilonun bile tadı çıkmıyor... ;)

Hadi ne dersiniz? Sizinle bir yazı dizisi yapalım beraber zayıflayalım, gülelim, kendimizle dalga geçelim... ;)


BİRİNCİ HAFTA

1.Liste:

Sabah:
1 Greyfurt+1 Portakal suyu+1 kibrit kutusu peynir

Ara:
10 Çiğ Badem

Öğlen:
120-150 gr Et
Domates (Pul Biber+Kekik+Nar Ekşisi)

Ara:
Ayva (Tarçınlı) 

Akşam:
120-150 gr Et
Yoğurt (İçine dereotu+salatalık+pul biber)

Ara: 2-3 Adet Havuç

2. Liste:
Sabah: 
1 Greyfurt+1 Portakal suyu+1 kibrit kutusu peynir

Ara:
10 Badem

Öğlen:
120-150 gr Et
1 Kase Çorba

Ara:
Ayva (Tarçınlı)

Akşam:
1 Kase Yoğurt İçine 3-4 kaşık yulaf ezmesi
1 muz
Tarçın
3-4 Ceviz İçi 

Ara:
2-3 adet Havuç 

Yağ Yakan Bitkisel Çay: 
1 lt suya;
1 adet elma
3-4 adet karanfil
1 adet tarçın
kaynatıp
1 tutam kiraz sapı
1 tutam at kuyruğu
1 tutam yasemin çayı
1 poşet form çayı
3-4 dilim limon ile demleyin! ;)

Not: Gün içerisinde istediğiniz kadar ayva serbest! (üzerine tarçın koyun kan şekerimizi düzenlesin diye)
Günde 3-4 bardak bitkisel çay içelim...
Günde 4 Hurma hakkınız var ve bitkisel çay ile çok iyi gidiyor! ;) 
Yukarıdaki diyetleri 1 gün arayla yapalım...
Veee mutlu mesut 1 hafta geçirelim! ;)
Bana istediğiniz kadar yazabilirsiniz, memnuniyetle cevaplarım... Çünkü sizden 1 hafta ilerdeyim. Kendimi kobay yaptım, yemiyorum gündüz gece! =)





19 Aralık 2013

NARS Sezon Renkleriyle Makyaj Önerileri! ;)

Öncesi :)) 
City's Nişantaşı içindeki Nars'ta dün sezon makyajı denemem vardı. Güleryüzlü personelleriyle makyaj yapılırken çok eğlendik! ;)




Nars'a ve Yasemin'e bu güzel makyaj için çok teşekkür ederim... Gözlerimi ortaya çıkartacak muhteşem bir şeyler yaptı... 'Neler yapıyorsun?' dedim, bana kullandığı malzemelerin kodlarını yazdı! :) 

İşte malzemeler:
Fondoten: Sheer golw punjab
Pudra: Pressed powder desert
Eyelıner: Eye paint black valley(yeni koleksiyon)
Göz içine sürülen krem rengi kalem: Larger than lıfe rue bonaparte eyelıner pencıl
Tende yapılan gölgelendirme işlemi: Cap vert multıple
Far: Guy bourdıon cambodia (yeni koleksiyon)
Ruj: Guy bourdıon short cırcuıt (yeni koleksiyon)
Allık fırçası: kabukı brush no:27(tasarım fırça)

Veeee sonuç: 

Yasemin'in nereye baktığı konusunda en ufak bir fikrim yok! :) 

17 Aralık 2013

Karşınızda Kürşat Başar...

On parmakta on marifet!
Yazar, müzisyen, televizyoncu…Onu çok sevdim! Dümdüz bir adam. Lafı kıvırmıyor, beğeniliyim diye uğraştığı da yok! Zaten onu bu kadar çekici kılan da bu…Yakışıklı! Kendine gülmeyi seviyor. Yazdığı aşk romanlarına rağmen romantik olmadığını kabul edecek kadar açık sözlü! Aşık olduğunu itiraf edecek kadar da cesur… Onu müzik programının olduğu bir akşam Pera Palas’ta yakaladım ve her şeyi sordum! İşte Kürşat Başar…

Çok istediğin bir şeyi ne olursa olsun yap, hiç istemediğin bir şeyi ne kadar kazanacak olursan ol yapma! 
Kürşat Başar nasıl bir çocuktu?

-Türk tipi!

Nasıl yani?
-Sokakta oynayan, ailesiyle gezen bir çocuk…Bizim zamanımızda bahçeler vardı, çocuklar şimdiki gibi i-pad'le oynamıyordu. (Gülüyor) Ben de kalabalık bir grupla gün boyu bahçede oynayan, haylaz, hayalperest bir çocuktum.

Aile kalabalık mıydı?
-Hem de nasıl! Bütün akrabalarımız İstanbul’da yaşadığı için, özellikle İstanbul’da bulunduğumuz dönemlerde ev çok kalabalık olurdu.

-Aileniz sizin hangi mesleği yapmanızı isterdi?
Bir yanda avukat olmamı isteyenler,  diğer yanda “çocuk iyi, konuşuyor diplomat olsun” diyenler… Her kafadan başka bir ses çıkardı! Gelen misafirler, “büyüyünce ne olacaksın” diye sordukları zaman benim içimden hep “Yav sen büyüyünce ne olacağını biliyor muydun” diye sormak gelirdi. Tabii soramazdım terbiyemden. (Gülüyor)
Ben de onları delirtmek için saçma sapan şeyler söylerdim: “Beyin cerrahı, astronot olacağım!”

-Felsefe ne alaka?
Felsefe çok temel bir disiplin olduğu ve yaşadığımız her şeyin alt yapısını oluşturduğu için onu öğrenmenin önemli olduğunu düşünüyordum…

-Felsefe, hayata bakışınızı nasıl etkiledi?
Felsefe tarihini okuduğunuz zaman insanlık tarihini oluşturan bir çok şeyi öğrenmiş olursunuz. İnsanlar, felsefeyi ‘uçuk düşünceler bütünü’ olarak görüyor olabilir ama öyle değil! Bugün tartışılan; hukuk, devlet, demokrasi gibi kavramların hepsi felsefeden çıkıyor. Gerçi bunları bilmek Türkiye’de çok işe yaramaz… Hatta bilmeseniz daha iyi olur! (Gülüyor)

-Hayat mottonuz nedir?
Çok istediğin bir şeyi ne olursa olsun yap, hiç istemediğin bir şeyi ne kadar kazanacak olursan ol yapma!

-Yazıya geçiş nasıl oldu?
İlkokuldayken evde çok kitap okurdum. Kitap okurken de hep bir şeyler karalardım. İlk romanımı o zaman yazdım.

-Konusu neydi?
Birkaç çocuğun ıssız bir adada yaşamaya çalışmasıyla ilgili bir maceraydı.

-Ailede müzikle ya da yazıyla uğraşan birileri var mı?
Yok! Ama annem edebiyat öğretmeni… Gerçi öğretmenlik yapmadı,bizim üzerimizde çalışma yaptı! (Gülüyor)

-Kitabınızı onların beğenmesi sizin için önemli miydi?
Elbette! Annemin de babamın da fikrini alırdım..
Ama babamı ilk kitabımın çıkış aşamasında kaybettik. En büyük üzüntüm onun kitabımı görememesidir.
               
-Bir kaç ay önce Cumhuriyet’ten ayrıldınız… Neden?
Çok özel bir sebebi yok. Ama artık köşe yazarlığı, gazetecilik bu iktidar zamanında garip bir noktaya geldi. Artık saf belirlemeniz gerekiyor… Doğruyu yazsanız da saf değilseniz kimseye yaranamıyorsunuz… Açıkçası bana artık çok anlamsız gelmeye başladı bu durum. Bu arada da yeni projelerim, kitap ve müzik vardı… Zaman ayırmam zorlaştı. Ben de köşe yazarlığı beni zorlamaya başlayınca bıraktım.

-Yani ücret alamama gibi bir durum yoktu?
Alakası yok! Zaten Cumhuriyet istedi diye yazıyordum ve çok düşük bir ücret alıyordum.


-Köşe yazarlığına geri dönmeyi düşünüyor musunuz?
Şu anda değil.Keyfim yerinde!

-Hangisi daha ağır basıyor? Yazı mı müzik mi?
Yazı! Ama son bir iki yıldır müzik de hayatımda fazlaca yer tutmaya başladı.

-Peki şu anda kendinizi gazeteci olarak mı, müzisyen olarak mı görüyorsunuz?
Özel bir şey olarak görmüyorum çünkü hepsini yapıyorum!

-Aşkı bu kadar güzel yazan bir adam olarak aşkla ilk ne zaman tanıştınız?
Teşekkür ederim iltifatına. İlkokul zamanlarındaki o ilk kıpırtıları saymazsak, 15-16 yaşındaydım.

-Aşk acısı yaşadınız mı?
Çok değil… 15-16 yaşlarında yaşamıştım. Erkek çocukları o dönemde siz kadınlara karşı daha zayıf oluyorlar! (Gülüyor)

-Şu anda aşık mısınız?
Evet!

-Aşk acısından nasıl geçiyorsunuz? Kitap yazarak mı, çalarak mı?
Bir formülüm yok!

-Aşkı yazmak mı daha zor, yaşamak mı?
Yaşamak! Çünkü yazarken kelimelerle uğraşıyorsun, yaşarken bir insanla!

-İlişkilerinizde zor musunuz?
Bazen zor bazen kolay… Belli olmaz! Herkes nasılsa ben de öyleyim aslında…

-Romantik misiniz?
Çok değil… Hazırlık yapılan ve planlanan şeyler bana sahte geliyor. Ani bir kararla beraber bir seyahate gitmek, baş başa bir yemek yemek bana göre daha romantik!


-Ev haliniz nasıl? Eğlenceli mi somurtkan mı?
Eğlenceli!

-Bir de evlilik var… 5 sene evli kalmışsınız… Ve sonra hiç evlenmemişsiniz… Neden?
Tamamen tesadüf!

-Evlilik aşkı, seksi, tutkuyu öldürür mu?
Kesinlikle Öldürür!

-O yüzden mi tekrar evlenmediniz?
(Gülüyor)

-İnsan aşık olduğunu nasıl anlar? Kitabınızda yazdığınız gibi birini öptüğün zaman salıncakta sallanır gibiyse insan aşık mıdır?
Tabii bu da bir tanım… Kimi “karnımda kelebekler uçuyor” der, kimi “kalbim çarpıyor” der. Bana göre sabah kalktığınızda da akşam yatarken de aynı kişiyi düşünüyorsanız ve bu sizi mutlu ediyorsa, gülümsetiyorsa aşıksınız!

-Uzun aralıklarla kitap yazıyorsunuz… Neden?
Evet, hatta bu seferki artık antrakt gibi oldu! (Gülüyor) Ama bu kadar uzun ara vermemin bir sebebi yok! Hayatta hiç bir şeyi planlamadığım gibi romanlarımı da planlamam. İçimden gelmedikçe, inanmadıkça yazmayı sevmiyorum. Hele ticari kaygı gütmeyi edebiyata karşı bir suç olarak görüyorum.

-Ufukta yeni bir kitap daha gözüküyor mu?
Evet!

-Konusu ne?
Yazarlıkla ilgili bir aşk hikayesi.

-Ne zaman çıkacak?
Bilsem… Bunu bilen kimse yok! (Gülüyor)

-Aşk, müzikal yönünüzü nasıl etkiler?
İyi yönde! Ama biraz da tembellik yaratıyor bende. 

-Nasıl yani?
Aşk yaşarken insanın evde oturup roman yazası veya beste yapası gelmiyor! Aşkı yaşamaktan çalışmaya vakti olmuyor!

-Şimdilerde neler yapıyorsunuz?
Ayda 2 kere orkestramla Pera Palas’tayız. Ayda 4 kere solistimiz Ayşen ve İlhan Şeşen ile Patika Bardayız… Bir sürü de konser var!

-Televizyonda da her zaman başarılı oldunuz.Yemekli programınıza hayrandım! Yeni bir şeyler var mı?
Yılbaşından sonra iki tane televizyon programım başlıyor. Bir tanesi yemekli program, bir tanesi de yazarlarla yaptığım röportajlardan oluşan bir edebiyat programı!

-Gezi olayları sırasında Taksim’e gittiniz mi?
Hayır! Ama destekledim!

-Neden gitmediniz?
Çünkü olayların içine giren bir tip değilimdir.

-Peki sizce orada gençler ne yapıyordu?
Gençler orada kendi yaşam haklarını ve düşünce özgürlüklerini savundular. Konu bir ağaçla ilgili değildi. Türkiye’deki baskıcı iktidarların (iktidar demiyorum çünkü bizim gençliğimizde de aynı baskı söz konusuydu), eski devlet kafasının, insanların hayatlarına pervasızca müdahale etmesine karşı doğmuş bir tepkiydi. Çok doğal ve özeldi. Çünkü herhangi bir grup tarafından yapılan bir protesto değildi. Her yerden insan vardı.

-Türkiye’nin geleceği hakkında ne düşünüyorsunuz? Umutlu musunuz?
Evet! Biz, siz gençlerin hatırlamayacağı öyle zor zamanlar yaşadık ki… 12 eylül öncesi ve darbe dönemi bizim lise-üniversite yıllarımıza denk geldi. Çok karanlık ve kötü dönemlerdi. Şimdiki hükümete kızsam bile, o zamanın daha kötü olduğunu düşünüyorum. Çünkü yeni kuşakların bireysel hayatları daha rahat, daha çok seçenekleri var! Anne babalar, öğretmenler de eskisi gibi değil mesela… Gençler de onlara karşı daha dirençliler, kişilikleri daha kuvvetli ve hayat haklarını daha çok savunuyorlar. Neye inanıyorlarsa onu savunacak kadar açıklar! Ben bundan dolayı umutluyum! 

Fotoğraflar: Nejat Tuzcuoğlu
Mekan: Pera Palas

Bu Hafta Ne Yapmalı? Ayşe Arman Mahalle Sohbetleri'ne Gitmeli!


Ayşe Arman Mahalle Sohbetleri hız kesmeden devam ediyor! 
Geçen hafta yapılması planlanan bu harika sohbet kar nedeniyle bu haftaya ertelenmiş... 
Peki bu haftaki sohbette neler var? 
Usta Gazeteci Ayşe Arman soruyor, 3 yeni konuk cevaplıyor!
'İdeal 21' isimli spor projesiyle kadınları 21 günde forma girdirmeye davet eden Ece Vahapoğlu fitliğin sırrını paylaşacak!
Hürriyet yazarı, gezgin Saffet Emre Tonguç İstanbul'un bilmediğimiz yerlerini, tarihin arka sokaklarını, en güzel yurt dışı deneyimlerini anlatacak! 
Astrolog Filiz Özkol, 2014'te hangi burcu neler bekliyor? Hepsini açıklayacak!
Bu sohbet kaçmaz!
Çarşamba günü saat 14.00'da City's Mahalle katındaki meydanda buluşalım... ;) Hem bilgilenelim hem eğlenelim! 

16 Aralık 2013

Okuyalım!- Elif Şafak 'Ustam ve Ben'


Elif Şafak...
Bazı haddini bilmezlerin, Hz. Mevlana'yı kullanıyor diye demediğini bırakmadığı usta yazar... 
Ama o, kimseye cevap vermeden! İngiltere'de sessiz sedasız tüm enerjisini aşık olduğu kitaplarına veriyor! İnsan bu denli işine aşık olunca da karşımıza böylesine başarılı işler çıkıyor.
Elif Şafak...Kitapları dilden dile çevrilen bu kadın şimdi de 'Ustam ve Ben' ile karşımızda!
Üstelik roman 16. yüzyıl Osmanlı'sında geçiyor.
Kahramanlarımız beyaz bir fil ve onun sırlarla dolu bakıcısı... Kitap bugün raflarda yerini aldı.
Alalım elimize kahvemizi, dalalım Osmanlı tarihinin derinliklerine! 


12 Aralık 2013

35 and Single! =)


Paula Schargorodsky Arjantinli, Yahudi, 35 yaşında ve bekar... 9 Aralık 2013'te New York Times'da yayınlanan belgeselinde kendisini böyle anlatıyor!

10 yıldan fazla bir zamandır, ilişkilerini, ayrılışlarını ve hayatındaki kişileri kayda alıyor ve bunları düzenli bir şekilde arşivliyor... 




'35 and Single' belgesel filmi de oldukça enteresan! :) 35 yaşına gelince insanın girdiği her ortamda karşısına gelen o müthiş sorudan bahsediyor... 'Eee evlilik ne zaman? Ne zaman bir ailen olacak?' Bu arz sorularla biz Türkiye'de daha erken yaşlarda tanışıyoruz, o yüzden videoyu izlerken oldukça eğlendim! :)

Ayrıca Paula son bekar arkadaşının düğününün olduğu akşam erkenden uyuyakalıyor ve düğüne gitmiyor! :) hahahah 

Tamam uzatmıyorum! ;)

İşte o video: 

http://www.nytimes.com/2013/12/10/opinion/35-and-single.html?_r=0

Bu videodan sonra Paula biriyle tanışıyor! :) 

Bu çılgın Arjantinli kız bizleri peşinden sürükleyeceğe benziyor... Bir sonraki belgeseli 'Girl Behind The Camera' çok yakında bizlerle! 



11 Aralık 2013

Psikoloji: Uzun İlişkiler ve Evlilik



Uzun süreli ilişkilerin evlilik üzerindeki etkisini anlayabilmek için öncelikle uzun süreli birlikteliklerin, kısa süreli flörtlerden hangi yönden farklı olduğuna bakmak gerekiyor.Kısa süreli ilişkilerde güzellik/yakışıklı olma, popüler oluş, cinsel açıdan çekicilik gibi dış görünüşe dayalı olan özellikler daha önemli olurken, uzun vadeli düşünülen ilişkilerde bunların yanı sıra zeka, espri yapma özelliği, inanç, meslek, maddi durum da kişinin seçiminde önemli rol oynar. Kişi karşısındakinin uzun süreli bir ilişki ve/veya evlilik için “doğru insan” olduğunu neredeyse ilk buluşmada karar verebiliyor. Yapılan bir araştırmada kişilerin ilişkinin ilk aşamasında, ilişkinin nasıl olduğu ile ilgili görüşlerinin yüzde 85 oranda ilişkinin devamında da aynı kaldığını gösteriyor.Yani aslında “doğru” kişiye rastladığımızda, çok tereddüdümüz olmadan bunu anlayabiliyoruz. Zaten problem de burada başlıyor. 

Çoğu zaman birlikte olunan kişinin güzel, bize hitap eden özelliklerini ön plana alırken, objektif bir gözlem yeteneğinin ilişkininin ilk dönemlerinde olmayışı, aynı kişinin bize göre negatif özelliklerini gölgeleyebiliyor. Fakat çoğu zaman yalnız kalma korkusu, elindekini kaçırma endişesi,alışkanlıkların sağladığı kolaylık ve rahatlık, yalnız kalmaktansa o kişiyle ilişkiyi sürdürmeye itiyor bizleri. Özellikle kadınların ilişki yaşarken problem olarak gördükleri davranışların, kişilik özelliklerinin evlendiklerinde sadece endişe olarak kalmayıp, gerçek olduklarını görüyoruz. 

Uzun süreli ilişkilerin evliliğe gidememelerinin nedeni de burada yatıyor sanırım. İlişkinin başında yaşanan problemler, aşkın varlığından, önceleri görülse de rahatsız etmezken, aşkın sevgiye dönüşemediği birlikteliklerde kişileri rahatsız etmeye başlıyor. Çoğu zaman da toplum tarafından öngörülen evlilik yaşının geçiyor olması, belli bir yaştan önce çocuk sahibi olma endişesi, kişileri problemleri görseler de bunlarla başedebileceklerini düşündürür.Yani bir ilişkinin başında problem yaşanıyorsa, o ilişkiyi salt ilişki devam etsin diye sürdürüyor olmak çok tehlikeli.


Toplum olarak ilişkinin adını koymaya çok meraklı olduğumuzdan, salt uzun ilişki yaşamak evliliği baltalayacak diye kişilerin birbirlerini yeterince tanımadan evliliğe gitmeleri çok sakıncalı. Aynı şekilde gitmeyen bir ilişkiyi de uzatarak, alışkanlık oluştuğu için evliliğe taşımak da en az diğeri kadar zararlı.

Uzm. Dan. Psikolog Ani Eryorulmaz

Yılbaşı İçin Hediye Önerileri!

Lapa lapa yağan bu güzel karlı günde sizlere yılbaşı hediye önerileri hazırlamak istedim... ;) Hepsini ayrı ayrı çok beğendiiim... İşte önerilerim:


Godiva 2014 Signature Collection

Karınca 

Karınca

Zara

Vakkorama

Zara

Zara

Zara

Berenice

Berenice

Berenice



Mudo

Mudo

Mudo

10 Aralık 2013

Her Yerde Kar Var! :)



Allah'ım dört bir yandan uyarılar... Dışarı çıkmayınlar! Aman evinize erken dönünler! 
Sanırsınız kasırga geliyor...!
Zaten kardan korkan ve daha önce üzücü vukuatlar yaşamış olan narin bedenim bu uyarılardan dolayı panik atak olacak Maazallah! :) 
Karda yürümeyi bırakın, kartopu oynamayı bile sevmem ben... 
Çocukluğuma inelim... 
İlkokulda başladığım kayak sporuna, hızlı düşüşlerim ve tekrar kalkamayışlarım sebebiyle ömür boyu ara vermiştim.
Lisede bir gün kar nedeniyle okullar tatil edilmişti, herkes sevinçle servise koşarken bir arkadaşım kar topunu yüzüme fırlatmıştı... Nasıl oldu bilmiyorum ama karın buzlu kısmı alnımı sıyırmıştı da kan oturmuştu... Acısı halen kalbimin derinliklerinde! :) 
İki sene önce... Akmerkez'den eve doğru yürürken kaldırımda bir kaydım ki sormayın... Düşüşüm öyle estetikti ki tüm arabalar durup izlediler sağ olsunlar... Kendime gülmekten uzun süre kalkamadım... :)
Ben kar yağışını bir tek ertesi günkü sınava çalışmamışsam severdim... :) E şimdiki kar yağışı tatil olmayan işe gidiş dönüşü bile engelliyor! Aylardır çalıştığımız projelere engel teşkil ediyor... 
İşte bu yüzden uyarı yapıp durmayın! :) Beni korkutmayın! 
İmdat yine mi kaaaar şarkısı dilimde beni etrafta dolaştırıp durmayın! Kol kola girip yalnızlığımı yüzüme vurmayın kar taneleri! ;)



9 Aralık 2013

Soap Opera: Bu Sabunlar Harika!


Selen Sözer Yılmaz, kurumsal iş hayatında aktif olarak yol alırken, stresten uzaklaşmak için değişik kalıplardan sabun yapmaya başlar... Ve ortaya oldukça güzel ürünler çıkar!
Türkiye'de bulunmayan birbirinden şirin kalıplarla yaptığı bu sabunlara bayıldım! 
Kına geceleri, düğün, doğum günleri gibi bir çok organizasyon için siz de bu sabunları tercih etmek isterseniz iletişim adresi: soap.opera@hotmail.com