20 Haziran 2013
İyi Ki Doğdun Özge Özekmekçi Arisoy!
Yıl 2002...
Hazırlık sınıfından içeri bir kız süzülür... Gözlerini kocaman açmış, ürkek ama 'ümit' dolu bir tavırla yanıma doğru yürür... Gelir, selam verir ve arkamdaki koltuğa oturur.
O günden sonra o kadar çok artar ki kahkahaları... O kadar içten güler ki bu Burcu...
Bu hayatta her şey kader be Özge'm... Birileriyle karşılaşman yazılıysa kaderinde karşılaşırsın... Bazıları misafirin olur kalkar gider, bazıları hayatın olur...
Hayatım Sabancı öncesi ve sonrası olarak ikiye ayrılabilir... Orada geçirdiğimiz her dakikaya geri dönüp şükredip mutluluktan ağlayasım var...
Yurt odası... Dili olsa da konuşsa o dört duvarın... Herhalde dostluğu anlatırdı herkese...
Eğer şu anda bu kadar çok yazı yazabiliyor, içimden her geçeni kağıda dökebiliyorsam bu sizin sayenizde!
Kahkahalarım sayenizde daha şen...
Ağlarken korkmuyorum artık bir omuz bulamayacağım diye...
Bilirsin ben çok ürkektim... Kırılır ve susardım... İçime döner, kendi kendime üzülür dururdum... Hiç vazgeçmediniz ki siz benden...
Dengemi buldurdunuz!
Seni seviyorum Özge'm!
Canımsın! Arkamı döndüğüm her an, buradayım dercesine destek olansın! Gülmelerimin %80'sin :=)
Ben beni bıraktığımda, beni kollarımdan tutup en yukarı kaldıransın!
İyi ki doğdun İkizlerim!
Daha nice mutlu, sağlıklı, beraber yıllara!
Curcu'n... ;)
18 Haziran 2013
Ayşe Arman ile Mahalle Sohbetleri!- 1 ;)
Erkekler, İlişkiler ve Evlilik... Ne çektik be! :)
Bekarken ne zaman evleneceksin diye sorarlar.
Evlenirsin mutlu musun değil misin anlamaya çalışırlar.
Enteresandır hayat.
Sen kendi içinde tam anlamıyla mutlu olmadıkça hiçbir zaman bitmez bu sorgu sual! :)
Evlilik nasıl bir şey bilmiyorum! Bilmek isteyip istemediğimden de emin değilim... Çevremdeki insanların evliliklerinden kaba taslak bir şey çizdim kafamda, ve aşkın olmadığı bir evlilik istemediğime karar verdim sonunda... :) Bir de karşılıklı olarak her şeyiyle kabul etmelisin o insanı... Mutluluğu mutluluğun, üzüntüsü hüznün olmalı...
Sen bir yere hazırlanıp giderken en güzel halinle bakmalı sana hayran hayran... Kıskanıp surat asacağına, gülümsemeli ve işte bu kadın beni seviyor diye mutlu olup gurur duyabilmeli...
Ve bir de en bedbaht halinle bile gözleriyle seni dünyanın en güzel kadınıymışsın gibi hissettirebilmeli...
Kısacası seni kalbiyle sevmeli!
Bu tabii ki tek taraflı değil, iki taraflı olmalı ;)
Neyse... Çok yazdım yine kendimden!:)
Beni geçelim! :)
Gelelim benim canım Ayşe'me ve Ani Ablama... Geçen hafta City's Mahalle'de Mahalle Sohbetleri'nin ilki yapıldı. Sene sonuna kadar ayda bir kere yapılacak olan etkinliğin bu ayki konuğu Uzm.Dan. Psikolog Ani Eryorulmaz'dı.
Önce Mahalle katında misafirler Ayşe Arman ve Ani Eryorulmaz tarafından karşılandılar. Mahalle İşletmeleri tarafından sunulan birbirinden lezzetli yemeklerden tattılar. Sonra hep birlikte bir üst kata sinemaya çıktılar.
Süper bir etkinlik oldu. Gelen konuklara bir de sürpriz yaptılar. Ayşe Arman ile küçük bir skeç hazırlayıp sundular. Gelen konuklar Ayşe Arman'ı Aslı Gerçek adında evliliğini sorgulamak üzere psikoloğa gelen bir kadın olarak divana yatmış olarak görünce şoke oldular! :)
Peki nelerden bahsedildi? ;)
-Evlilikte seks ve sekssizlik
-Ölü evlilikler
-Evliliğe yapılması gereken yatırımlar
-Aşık olmak istiyorum diye terapiye giden kadınlar
-Büyümeyen erkek sendromu
Benim aklımda neler kaldı? ;)
- Bir kadın boşanmak istiyorsa o evlilik biter, ama adam isterse %100 bitiyor anlamına gelmez.
-Evlilikte ortak tutkular olmalı. Mesela beraber yürüyüşler yapmak, kitap okumak gibi...
- Evliliği canlı tutmak için evliliğe yatırım yapılmalı. Başbaşa tatile çıkılabilir, akşam yemeklerine gidilebilir...
- Bir evlilikte cinsellik iyiyse evliliğin %10'u cepte demek, kötüyse bu durum evliliğin %90'ını olumsuz yönde etkiler.
- Bunların hepsi için de sevgi, aşk, sadakat ve güven çok önemli! ;)
Hamiş: Etkinlikle ilgili anlatacak daha çoooook şey var! Ama anlatmayacağım! :) Bir sonrakini merak edin, gelin ve kaçırmayın diye tüm çabam...
Bu iki özel kadın hayatımda olduğu için çok şanslıyım biliyorum... Onlara bu güzel etkinlik için tekrar çok teşekkür ederim! Sizi seviyorum şekerler!
Bekarken ne zaman evleneceksin diye sorarlar.
Evlenirsin mutlu musun değil misin anlamaya çalışırlar.
Enteresandır hayat.
Sen kendi içinde tam anlamıyla mutlu olmadıkça hiçbir zaman bitmez bu sorgu sual! :)
Evlilik nasıl bir şey bilmiyorum! Bilmek isteyip istemediğimden de emin değilim... Çevremdeki insanların evliliklerinden kaba taslak bir şey çizdim kafamda, ve aşkın olmadığı bir evlilik istemediğime karar verdim sonunda... :) Bir de karşılıklı olarak her şeyiyle kabul etmelisin o insanı... Mutluluğu mutluluğun, üzüntüsü hüznün olmalı...
Sen bir yere hazırlanıp giderken en güzel halinle bakmalı sana hayran hayran... Kıskanıp surat asacağına, gülümsemeli ve işte bu kadın beni seviyor diye mutlu olup gurur duyabilmeli...
Ve bir de en bedbaht halinle bile gözleriyle seni dünyanın en güzel kadınıymışsın gibi hissettirebilmeli...
Kısacası seni kalbiyle sevmeli!
Bu tabii ki tek taraflı değil, iki taraflı olmalı ;)
Neyse... Çok yazdım yine kendimden!:)
Beni geçelim! :)
| Uzm. Dan. Psikolog Ani Eryorulmaz, Meral Çeşit, Ayşe Arman |
Gelelim benim canım Ayşe'me ve Ani Ablama... Geçen hafta City's Mahalle'de Mahalle Sohbetleri'nin ilki yapıldı. Sene sonuna kadar ayda bir kere yapılacak olan etkinliğin bu ayki konuğu Uzm.Dan. Psikolog Ani Eryorulmaz'dı.
Önce Mahalle katında misafirler Ayşe Arman ve Ani Eryorulmaz tarafından karşılandılar. Mahalle İşletmeleri tarafından sunulan birbirinden lezzetli yemeklerden tattılar. Sonra hep birlikte bir üst kata sinemaya çıktılar.
Süper bir etkinlik oldu. Gelen konuklara bir de sürpriz yaptılar. Ayşe Arman ile küçük bir skeç hazırlayıp sundular. Gelen konuklar Ayşe Arman'ı Aslı Gerçek adında evliliğini sorgulamak üzere psikoloğa gelen bir kadın olarak divana yatmış olarak görünce şoke oldular! :)
| Bu arada: Ayşe'nin rol kabiliyetine hepimiz hayran kaldık. Aslı Gerçek'i canlandırdığı 10 dakika boyunca süper bir performans sergiledi. |
Peki nelerden bahsedildi? ;)
-Evlilikte seks ve sekssizlik
-Ölü evlilikler
-Evliliğe yapılması gereken yatırımlar
-Aşık olmak istiyorum diye terapiye giden kadınlar
-Büyümeyen erkek sendromu
Benim aklımda neler kaldı? ;)
- Bir kadın boşanmak istiyorsa o evlilik biter, ama adam isterse %100 bitiyor anlamına gelmez.
-Evlilikte ortak tutkular olmalı. Mesela beraber yürüyüşler yapmak, kitap okumak gibi...
- Evliliği canlı tutmak için evliliğe yatırım yapılmalı. Başbaşa tatile çıkılabilir, akşam yemeklerine gidilebilir...
- Bir evlilikte cinsellik iyiyse evliliğin %10'u cepte demek, kötüyse bu durum evliliğin %90'ını olumsuz yönde etkiler.
- Bunların hepsi için de sevgi, aşk, sadakat ve güven çok önemli! ;)
Hamiş: Etkinlikle ilgili anlatacak daha çoooook şey var! Ama anlatmayacağım! :) Bir sonrakini merak edin, gelin ve kaçırmayın diye tüm çabam...
Bu iki özel kadın hayatımda olduğu için çok şanslıyım biliyorum... Onlara bu güzel etkinlik için tekrar çok teşekkür ederim! Sizi seviyorum şekerler!
14 Haziran 2013
UMUT...
Yazarak yaşayanlar bilir, bazen boğazınızda öyle bir düğüm olur ki yazamazsınız.
Kelimeler yetmez, cümleler kaybolur.
Üzüntü bulutu içinize öyle bir dolmuştur ki, nefes alamazsınız...
İçinizden hiçbir şey yapmak gelmez
Yalnızlık kalabalıktan daha çekici gelir
Mutsuzluk alışılmış ve ezberlenmiş bir şarkı gibidir
Elleriniz başınızda düşüncelere dalar gidersiniz...
SONRA...
Bir umut yeşerir içinizde,
Allah'a olan inancınız sizi tekrar tutar çıkarır derinlerden,
Güçlenirsiniz, öyle bir zıplarsınız ki yükseğe,
Başınız göğe değer adeta...
Kalbinize dolan mutluluk çok memnun kalmış bir misafir edasıyla gülümser size...
Arkanıza yaslanır, iyiliğin kötülüğü yenişini izlersiniz...
Ve şükredersiniz!
Türkiye'm için umutluyum, bu gençlerle gurur duyuyorum... Ve biliyorum artık güzel günler göreceğiz güneşli günler... Yalansız dolansız, anlayışlı, sevgi dolu günler!
5 Haziran 2013
İyi Kandiller...
Kaç milyar insan var dünyada? Kaçımız üzgünüz şu an, kaçımız mutlu? Kaçımız aşık, kaçımız kırgın? Kaçımız umutlu, kaçımız ümitsiz? Kaçımız sağlıklı, kaçımız ölmek üzere?
Hepimiz birbirimizden öylesine farklıyız ki... Farklı hayatlar yaşarken aynı dünyaya sığmaya çalışıyoruz...
Gezi Parkı... Yaşananlar... Oradaki müthiş hava... Yanlış uslübun ve kibrin birbirinden farklı insanları bir araya getirişi... Yanyana... Omuz omuza... Trafikte bile birbirimize tahammülümüz kalmamışken hem de! Biz hep böyle dimdik, beraber olmalıydık aslında, geç bile kaldık!
Hepinizin mübarek Miraç Kandili'ni kutlarım, bu gece dualarda buluşalım... Ülkemizin huzuru ve barişi için dua edelim.
Sevgilerle,
Burcu Çeşit.
30 Mayıs 2013
Bir Röportajın Anatomisi! ;)
![]() |
| Rockefeller Center ;) |
New York'tan röportaj onay haberi geldiği zaman zıpladığımı ve çığlık attığımı hatırlıyorum. (Buna Mana Gülan şahittir! :))
Çarşamba sabahı... Çok soğuk ama güneşli bir New York sabahında uyandım güne! Doktor Oz Show'un başlangıç saatinden 1 saat önce yani saat 14.00'a kadar orada olmam gerekiyordu. Ama o zamana kadar ne yapacaktım... Heyecanımın üstesinden tek başıma nasıl gelecektim! :)
Ne mi yaptım?
Eşofmanlarımı giyindim, başıma ponponlu beremi geçirdim, ellerimde eldivenlerim ve kulağımda i-pod'um bangır bangır Türkçe pop şarkılar eşliğinde yürümeye başladım New York'un sokaklarında... Soğuk havanın ve müziğin etkisiyle kendimi dünyanın en güçlü insanı hissettim... Sonra ayağım takılıp düşme tehlikesi atlatınca hatırladım aslında bir hiç olduğumu hepler içinde... ;)
Eve dönüp şov için giyinip Rockefeller Center'a doğru yürümeye başladım. Tim Sullivan beni kapıdan aldırdı ve birden kendimi stüdyoda buldum. Şaşkın bir şekilde en öne oturdum. Yanımda oturan Amerikalı kadınlar, şovdan sonra Mehmet Öz röportajı için orada kalacağımı öğrendiklerinde çıldırdılar!
'N'olur biz de kalalım, bizi akrabanız olarak tanıt, n'olur' demeye başladılar... İşte o an anladım! Doktor Mehmet Öz'ün kim olduğunu, başarısının büyüklüğünü! Ve ben onunla röportaj yapacaktım! Bu heyecanla birden fenalaşıp bayıldım... Bütün kameralar bana döndü ve şovun ismi 'Tükenmişlik Sendromu' olarak değiştirildi! Şaka şaka! :)
Şov muhteşemdi... Çıkışta Mehmet Bey'e çok sevdiği ve Amerika'da zor bulduğu fındıkları takdim ettim. Gözleri ışıldadı, nereden bildiiiin dercesine yüzüme baktı. Gülümsedim, 'Mana abla söyledi' dedim. Ve sarılarak ağlaştık. Tamam son cümle de şaka :)
Hayatımın en güzel anlarını yaşadığım, hızına aşık olduğum, uzun süre görmeyince hasretiyle yandığım şehir New York her zamanki, gibi müthişti... Geçen sene bu zamanlar kararını verdiğim bu blogu açarak ne kadar doğru bir karar verdiğimi düşünüp şükrettim... Sizleri tanımak, varlığınızı yanımda hissetmek inanılmazdı! Sizi seviyorum!
Ben hep yazacağım, röportajlar yapacağım, siz buradaysanız ben de hep burada olacağım!
Sevgilerimle,
Burcu Çeşit =)
28 Mayıs 2013
Ve Beklenen Doktor Oz Röportajım Karşınızda!
Sizler için New York'a gittim ve süper bir röportaj yaptım... The Doctor Oz Show'un Rockefeller Plaza'daki stüdyosuna giderken sizin gücünüzü arkamda hissediyordum! :) Şov 40 dakika sürdü ve bant çekimi yapıldı. Ve Mehmet Öz şov esnasında bir kere bile takılmadı. Yani hiçbir sahnede tekrar çekimi yapılmadı. Kendisine bu durumu sorduğumda gülümsedi ve aylar öncesinden her şova ayrı ayrı çalıştığını söyledi.
Bu kadar başarılı bir insanın bir o kadar mütevazı olması insanı bir Türk olarak çok gururlandırıyor. Bu güzel söyleşi için Doktor Öz'e çok teşekkürler...
Doktor olma hikayenizle başlayalım… Mehmet Öz bu zor mesleği nasıl seçti?
Bu kararı nasıl verdiğimi çok iyi
hatırlıyorum. 7-8 yaşlarındayken babamla dondurmacının önünde sırada beklerken
benden aşağı yukarı üç yaş büyük bir çocuk önümüzde duruyordu. Babam o çocuğa
büyüdüğünde ne olmak istediğini sordu. Çocuk bilmediğini söyledi. Çocuk
dondurmasını alıp gittiğinde babam bana dönüp “sana ne olmak istediğini
sorduğumda neyi seçtiğin hiç önemli değil, ama her zaman verebilecek bir cevabın
olmalı... Hayatın boyunca fikirlerin değişebilir ama her zaman bir hedefin
olmalı...” Ben de onun gibi bir doktor olmak istediğimi düşündüm ve bu fikrim
hiç değişmedi!
Kendi
Televizyon programınızı yapmaya nasıl karar verdiniz? Hem başarılı bir doktor olmak
hem de popüler bir Tv figür olmak zor olmadı mı?
Yıllar içinde kalp rahatsızlığı
yaşayan çok fazla insan gördüm. Bu beni çok rahatsız ediyordu çünkü biliyordum
ki o insanlar basit egzersizler yapıp ve sağlıklı beslenseler bu durum çok daha
farklı olurdu. Bu düşüncemi eşim Lisa’yla paylaşınca, bana “insanlara
bildiklerini öğretmek için bu sorumluluğu alman ve televizyona çıkman gerek”
dedi. Onun yapımcılığında “Discovery Health” kanalında “Second Opinion” adlı
ilk programımı yapmaya başladım. İlk konuğum kendi talk showunda bana yer
vermek isteyen Oprah Winfrey’di. 5 yıl
ve 60 programdan sonra Oprah programımı geliştirdi ve CNBC’ye geçerek Amerika’nın
tamamına hitap etmeye başladık.
Emmy ödüllü programımın başarısının
sırrı ise kendini bu işe adamış bir ekiple çok çalışmak.
Kadın
hayranlarınız oldukça fazla. Sevmediğiniz ya da değiştirmek istediğiniz bir
yönünüz var mı?
Aslında hayat yaşlandıkça güzelleşir. Bu
yüzden yaşım ilerledikçe sağlığıma daha da dikkat etmeye çalışıyorum. Daha iyi
görünmek ve hissetmek için yediklerime dikkat ediyorum, her gün düzenli olarak
egzersiz yapıyorum ve stresten uzak duruyorum.
Değiştirmek istediğim tek şey ise beyazlayan saçlarım… Şovum başladığı
zaman saçlarım kahverengiydi, keşke zamanı geri alabilsem! (Gülüyor…)
First
Lady Michelle Obama ilk konuğunuzdu. Nasıl biri? Şovda bizi bekleyen sürprizler
neler?
Michelle Obama gerçekten bir fenomen.
Azimli, düşünceli, hevesli bir kadın… Ayrıca çok da espirili… Şovda “Çocuk
yaşta obezite”ye karşı devletin açmış olduğu mücadeleden bahsetti. Programda ip atlaması da gerçekten çok büyük
sürpriz oldu ve bu konuda da oldukça başarılıydı.
Dr.
Oz Show’da başınıza gelen en komik olay nedir?
Burun karıştırmayla ilgili bir program
yapıyorduk, elimi dev bir burun maketinin içine sokmak zorundaydım. Elimi burun
deliğine koyar koymaz yeşil lapa gibi bir şey dışarıya doğru akmaya başladı,
birde baktım ki “guacamole!!*”. Daha sonra hatırladığım tek şey, dev bir burun
deliğinden çıkmış guacamole yediğimdi. Bu şovumda başıma gelen hatırladığım en
eğlenceli şeydi.
Aşağıdaki kelimeler
size neyi çağrıştırıyor?
·
Başarı: sağlık
·
Güzellik: İç Güzelliği
·
Sağlık: doğru beslenme ve egzersiz
·
Türkiye: Evim
·
Aile: Kutsal, yaşamak için gerekli her şey
·
Seks: Haftada üç kere
İlkeniz nedir?
80% sağlık, 20% musama,hoşgörü
Gelecek planlarınız neler? 10 Yıl
sonra kendinizi nerede görüyorsunuz?
Sevdiklerimle ve ailemle sağlıklı
ve mutlu bir hayat geçirmeyi diliyorum. Kısa zaman önce 50. Yaşımı kutlarken etrafımdaki
yüzlere baktığımda ne kadar şanslı olduğumu düşünüp şükrettim. Kariyerimde ne başardıysam
onların sevgisi ve desteğiyle oldu.
En
sevdiğiniz Türk yemeği hangisi?
Sarımsaklı ve semiz otlu yoğurt.
Programınızda
Türk Kahvesine Yunan kahvesi dediğinizle ilgili haberler çıktı. Türkiye’de bu
konuda çok yorum yapıldı. Yanlış anlaşıldığınızı düşünüyor musunuz?
Türk insanın kaygılarını ben de taşıyorum. Tüm
dünyada kahveyi inceleyen uzman, Chris Kilham Yunan Kahvesi olarak bilinen
kahvenin aynı zamanda Türk kahvesi olduğunu söyledi. Ben de “İnanın bana ben de
gayet iyi biliyorum” dedim. Bahsi geçen kahvenin aynı zamanda Türk kahvesi
olduğunu üstüne basarak vurguladık. Ben de tüm Türkler gibi kültürel
mirasımızdan gelen kahve kültürünü dünyaya anlatabildiğimiz için gururluyum.
Program sırasında Türk olduğumu ve aynı kahvenin ülkemde de çok sık içildiğini
belirttim.
Katıldığım şovu izlemek isteyenler aşağıdaki linke tıklayabilirsiniz: ![]() |
| Bu resim de şovu izlediğimin bir kanıtı! :) Karşınızda Ufo Gören Masum Köylü!;) |
http://www.doctoroz.com/videos/whats-your-personality-type-pt-1
Not: Röportajın gerçekleşmesindeki yardımlarından dolayı Mehmet Gülay, Mana Gülan, Seval Öz'e; çözümlemede ve çevirideki yardımlarından ötürü Burak Baturman'a Şükranlarımı Sunarım! ;)
22 Mayıs 2013
PSİKOLOJİ: Seyahat... İçten Dışa? Dıştan İçe?
|
Geçtiğimiz yıl yapılan bir araştırmaya göre 4.3 trilyon kişi, evet yanlış okumadınız kişi atmosfer içinde hareket ederek bir yerden bir yere gitmiş ve geri dönmüş. Yani bu bilgiye göre dörtte üçümüz geçen yıl seyahat etmişiz. Tabii bu rakamın içinde birden daha fazla seyahat edenler dahil olsa da yine de azımsanmayacak bir rakam seyahat edenlerin sayısı. Neden seyahate çıkıyoruz? Gerçekten yeni yerler, kültürler görmek, tanımak için mi? Yoksa belki de çok yakınımızda olup da yüzleşemediğimiz kendimizle olmak için mi? Ya da yüzleşemediklerimizden kaçmak için mi? Alain de Botton’a göre seyahat sektörünün geleceğini belirleyenler bundan önce daha materyalist bir görüşe göre hareket ederken, öyle gözüküyor ki artık daha fazla iç dünyalarımıza hitap etmeyi düşünecekler. Artık devir daha pahalı yatak çarşaflarının, şampuan ve losyonların zamanı olmaktan çıkıyor. Artık mutluluğun sadece bedensel ihtiyaçlarımızın karşılanmasının çok daha ötesinde olduğunu, bedensel ihtiyaçlarımızın yanında mutlaka ve mutlaka ruhsal ihtiyaçlarımızın da karşılanması gerektiğini yavaş yavaş kabullenme zamanı. İnsanoğlunun gündelik sıkıntılarının etrafından kaynaklandığı yanılsamasına yapışmaya ne kadar yatkın olduğunu bilsek de ruhun derdi var kendiyle diyen Montaigne’i haklı çıkarırcasına turizm sektörü de kendine göre değişiklikler yapacak elbet. Aslında seyahat ederek, içe dönmek, daha yüksek bir bilinç düzeyi yakalamak çok da yeni değil sandığımız kadar. Saklı hazineleri –maddi veya manevi- bulmak için yola çıkan kahramanların hikayeleri veya inandıkları bir şey uğruna bir yerden, diğerine gidenlerin öyküleri hep var değişik ülke edebiyatlarında. Belki de yaptığımız her seyahatin kahramanı da biziz. Hazineler, defineler yerine en az onlar kadar değerli bir şeyle dönüyoruz seyahatlerden. Kendimiz hakkında, farkındalığımızla ilgili küçük küçük armağanlarla. Tabii bu defineler küçük olsalar da onları biriktirdiğimizde düşündüğümüzden de büyük bir zenginlikle karşılaşabilmemiz işten bile değil. Geleceğin seyahati nasıl olacak diye merak edenlere Alain de Botton’un önerisi psikolojik ihtiyaçlarımızın karşılanacağı, sığınak işlevi gören yeni tür mekanlar. İnsanın daha fazla kendi farkındalığını yakalayabilmesi için yeni otellere gerek var mı bilmem ama geçtiğimiz ay Jerome Giovinazzo ve beraberindeki kırk kişinin Güney Arizona’ya, kendileriyle olmak için gittikleri seyahati getirdi aklıma bu. Giovinazzo’ya göre yeni bir araba satın almak bizi ancak altı ay kadar mutlu edebiliyor, yeni bir ilişki bizi başta mutlu ederken, en çok bir yıl sonra onun da hayatımızda yakalamak istediğimiz coşkuyu getirmekten çok uzak olduğunu fark ediyoruz. Kısaca kişinin kendi dışında, mutluluğu farklı yerlerde araması hep kısa süreli oluyor. Ama asıl keşif içimizde, iç yolculukta. Dünyanın aslında nötr bir yer olduğu, içimizdeki iyi ve kötüyü, güzel ve çirkini yansıtmamızın onu algılayışta önemli, bir rol oynadığı bir başka yönü bu tip felsefi düşüncelerin. Geleceğin otelleri, seyahat konsepti değişir mi bilmem ama iç yolculuklarımızın bitmeyeceği, farklı şehirlerde, iklimlerde ve ülkelerde hep kendimize doğru yapacağımız yolculukların bitmeyeceğine eminim. Sevgiyle Uzm. Dan. Psikolog Ani Eyorulmaz |
20 Mayıs 2013
Diyetin Yolları Taştan, Sen Çıkardın Beni Baştan! :)
Hayatım boyunca hiçbir zaman kışın kilo veremedim... Yaz gelince kalbim daha bir hızlı çarpmaya başlar, güneş içimi yakarken bu etkiyle metabolizmam da hızlanır! :)
O yüzden ben yazın çok iyi kilo veririm ayıptır söylemesi...
Bugün de bu düşünceyle diyetisyenim Serap Tolaz'a gittim. Ve kendisinin kalkık kaşları, 'neredesin sen' bakışlarıyla mücadele ederek bir söz verdim! :) Yine başardı... Oradan çıkarken öyle hırslı, öyle azimli, öyle Victoria's Secret mankeni havasında çıktım ki geri dönüşümün muhteşem olacağını biliyordum! :)
Bugünden itibaren diyetteyim dostlar... Bu demek oluyor ki, 1 ay kadar beynime fazla oksijen gitmeyecek, sevgiye daha çok ihtiyacım olacak ve bazı şeyleri anlamakta zorlanacağım! :)
Neyse ki sevgili Serap'cım her akşam bir top dondurma verdi de yüzüme gülücük yerleştirdi!
Hedefim var... Heyecanlıyım! 1 Ayda 4 kilo verip, haziran sonunda mutlulukla dans edeceğim! :)
Ben bu kadar gaza gelmişken, arkamdan gelen gelsin... Destek olalım, hareket başlatalım... Haydi ağustos böcekleri, haziran sonuna kadar zayıflayalım! :) Sonra uzanalım kumsala, denizin gel gitleri eşliğinde kalbimizi dinleyelim!;)
Curcu =)
17 Mayıs 2013
Yaz Geldi, Haydi Diyete! :)
Sevgili Burcu'nun da dediği gibi yaz aylarının yaklaştığı şu günlerde herkesi bir zayıflama telaşı sarar. Sanırım kalın kıyafetler yerini incelere bırakınca diyete başlamak zorunlu hale gelmektedir.
Sonrasında büyük bir hevesle diyete başlama kararı alınır. ve ilk akla gelen, ''kısa sürede ne kadar çok kilo verebilirim '' olur.
Hemen arkasından araştırmalara girilir, ya popüler diyetlerin peşine koşulur ya kendinizce kısıtlama yoluna gider ya da çareyi uzman ellere bırakırsınız.
Danışanlarımızın ortak hikayelerinden çıkardığımız sonuçlara göre herkes mutlaka popüler bir diyet tarzını denemiştir.Genelde medyada ya da internette adı geçen kitap alınır, gelişigüzel okunur ve diyete başlanır ... Kimileri azimle devam ederse ve uyguladığı program şans eseri vücuduyla uyum gösterirse kilo verir, kimileri ise pes ederek ya diyeti bırakır ya da başka bir diyet yöntemine geçiş yapar.
Burada dikkat çekmek istediğim konu, uygulamaya çalıştığınız yöntem hangisi olursa olsun ( dukan , Karatay , alkali beslenme, kan grubu diyeti ve en son çıkan virgin diyeti vb... ) sizin metabolizmanıza gerçekten uyumlu bir program olup olmadığını araştırmanız gerektiğidir.
Yeni çıkan tüm diyet yöntemleri ya da beslenme bilgisi her birey için ya da her metabolizma için sağlıklı bir yöntem olmayabilir...Örneğin, kimilerine göre protein ağırlıklı beslenme iyi gelirken, kimilerine göre ara öğünsüz beslenme tarzı ağır gelebilir.
Sonuçta vermeniz gereken kilo az ya da çok olabilir, önemli olan geçiçi çözümler yerine rahatça uygulayabileceğiniz ve sağlığınızı koruyabileceğiniz, kendinize özel beslenme tarzınızı öğrenerek ideal kilonuza ulaşmanızdır.
Daha onceki yazilarimda diyetin kişiye özel olması gerektiğini vurgulamıştım. Çünkü, herkesin kendine has bir beslenme tarzı vardır ve önemli olan bu tarzın doğru beslenme ilkeleri ile harmanlarak size göre uyarlanmasıdır. Bu sayede zorlanmadan kilolarınıza veda ederken, kilonuzun kalıcı olmasını da sağlarsınız.
Sağlıklı beslenmeye geçişte atılması gereken ilk adımlar ,
** Su için! Vücudunuz için gerekli suyu almıyorsanız yediğiniz besinlerin depolanma şansını artırırsınız. Metabolizmanız tüm faaliyetlerini sürdürürken suya ihtiyaç duyar. Siz nasıl aç kalmaktan hoşlanmıyorsanız vücudunuz da susuzluktan hoşlanmamaktadır!
**Şekere dönüşen besinleri azaltın! Eğer kilo sorunu yaşıyor iseniz vücudunuz fazla şekeri depoluyor demektir. Bu tür gıdaları tamamen hayatınızdan çıkarmak yerine kontrollü kullanımı öğrenin.
**Yağlı yiyeceklerden sakının! Vücudunuzda vermeniz gereken stoklanmış yağlar var iken dışarıdan ekstra yağ almak çok akıllıca olmasa gerek!
**Aktif bir yasam tarziniz yoksa lüzumsuz kalori alımınızı azaltın . Hesap ortada ! Alınan kaloriler harcanandan fazla olduğu surece kilolar her zaman sorununuz olacaktır.
Sağlıklı ve formda günler diliyorum...
Serap Tolaz
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)





