11 Ağustos 2012

RAMAZAN ÖZEL- CEMALNUR SARGUT ile RÖPORTAJ




Herkes için sarıldım ;)

Cemalnur Sargut Hoca'yı artık milyonlar tanıyor... Ama onunla daha hiç tanışmamış olanlara onu nasıl anlatırım diye düşündüm... Tek aklıma gelen "AŞK" oldu... Allah ve Peygamber aşığı bir insan düşünün ve bunu sadece dilde değil, davranışıyla yaşatan bir hoca... Huzur dolu ramazan ayı gelince, kendisinden randevu istedim... Ve beni kırmadı... Sohbet aktı gitti... Gözler yaşlı, kalp huzurlu ayrıldım oradan... 
Mutasavvıf yazar Cemalnur Sargut Hoca web sitesinde kısaca şöyle anlatılıyor...: 

Cemâlnur Sargut 1952'de İstanbul'da doğmuş, üniversite eğitimini Kimya Mühendisliği dalında tamamladıktan sonra 20 yıl kimya öğretmeni olarak görev yapmıştır. Mutasavvıf bir ailede yetişen Cemâlnur Sargut, gençlik yıllarında felsefeye ilgi duymuş ve büyük felsefecilerin hayatlarını incelemiştir. Felsefenin yaşanılamayan bir ilim olduğunu fark etmesinin ardından, ilmini hâl etmiş bir örneğin arayışı içinde Mevlânâ'ya yönelmiş ve hocası Sâmiha Ayverdi'nin isteğiyle Kur'an-ı Kerîm ve karşılaştırmalı Mesnevi çalışmalarına başlamıştır. Ve bunu tâkiben yine hocasının teşvikiyle 24 yaşında gençlerle başladığı Mesnevi çalışmalarına bugün milyonlara hitâb ederek devam etmektedir.

Gelin şimdi aşk ile sohbet edelim...

Hocam Allah bizi neden yarattı?


Melekler Allah'a sormuşlar... "Sen Adem'i neden yarattın? Bizim gibi hep sana ibadet eden varken... Gelecekte kan dökecek nesli neden yaratıyorsun..." diyorlar. Allah'ın cevabı o kadar güzel ki ; "Ey melekler işleyin günahları..." diyor. Çünkü Allah'a bu soruyu sormak günah... "İşleyin ama siz günah işledikçe ben rahmetimle ve affımla öyle bir ortaya çıkarım ki... Ben affetmeyi ve rahmetimle ortaya çıkmayı çok severim..." diyor.


Bir de dün abimle konuşuyorduk... Kur'an-ı Kerim direkt yaratma sebebi anlatmamış diyor abim.  Ben de dedim ki... Bir çok ayette özellikle Tebareke'de "Bak! Abes bir şey görebiliyor musun? Bir tek yanlış görebiliyor musun?  Gözlerin döner, bak!" 
Ve yine Rahman Suresi'nde; "Allah'ın hangi nimetini yalanlayabilirsin?" diyor... Bu mealde çok ayet var.  


Yani; kendini, O'nun bir parçası olduğunu ve eksik olduğunu... O'nunsa her şeyin sahibi ve mükemmel olduğunu görmen için yaratmış bu alemi yüce Allah... Ben bir parçayım ve eksiğim ama iyi ki parçayım çünkü O mükemmelin parçasıyım diyorsun... Burada Hz. Şems'i anmak beni çok etkiliyor... Hz. Şems'e soruyorlar; "Sen kimsin?". "Ben Allah'ın dostunun dostuyum.  Onun için daha şanslıyım. Dostu Mevlana, ben dostunun dostuyum" diyor. 

Yani parçaya dahil olmak, parça olup o bütüne dahil olmak... O bütünün güzelliğini hissetmek. Parça olmasan, bütünü göremeyeceksin... O'nun içinde olsan onu göremeyeceksin... Biz ayrılıp parça olarak bütünün güzelliğini seyretmek için yaratıldık hayatım... Bu çok zevkli bir şey...

Kulluk görevlerimiz nelerdir?


Birinci vazifemiz kul ne onu bilmek... Kulluğu kategorize edersek bir tek kul kalıyor Peygamber... Yani hakiki kulu anlatmaya kalkarsak tevazuda öyle bir noktada olması lazım ki hiç varlığı kalmayacak... Bizde öyle bir şey yok... O zaman bir kul kalıyor o da Hz. Muhammed (s.a.v.). 


Kulluk vazifesi demin de söylediğim gibi parçanın bütünü her şekilde görüp onun istediklerini yapmasıdır. Yani şunu düşünmesidir... Bütünüm sevgilim, benim her şeyim olan sevgilim benden hoşnut olsun... Kulluk görevini O'nun için yapmalı yoksa O'nun vazifelerimize ihtiyacı olduğu için değil.


Bir de sevgiliyi memnun eden her şey kulluk vazifesidir.  Tabi namazı, orucu saymıyorum onlar mecburi vazifelerimiz... Ben sevdiğimi bir programa sokmak isterim rahat ve huzurlu yaşasın diye, Allah da bizim mutluluğumuz için bize bir takım ibadetler vermiş. Kendisinin bundan bir kazancı yok, sadece bizim mutluluğumuz için. 


Bir örnek vereyim bununla ilgili... Bir abimiz lise arkadaşlarıyla meyhanede buluşacaklarmış... Mürşidine demiş ki "Ben arkadaşlarımla buluşmak için meyhaneye gideceğim." Mürşidi de demiş ki: "Benim sana güvenim var, git..." Ertesi gün gelmiş demiş ki "Ben bira içtim." Mürşidi neden diye sormuş... "O kadar ısrar ettiler ki insanları kırmak istemedim" diye cevap vermiş... Mürşidi çok kızmış... "Bir sürü hata yaptım, daha beterlerini yaptım, yine de kızmadınız dua ettiniz adam olayım diye. Buna neden kızdınız" demiş şaşırarak abimiz... "Kulun isteğini Allah'ın isteğinden üstün tuttun ona tahammül edemedim." demiş mürşidi... 

Bütün mesele budur... Yani kulluk; kulun isteğine göre değil, Allah'ın isteğine göre yaşamaktır... Bütün tarifi budur...  Bana da hocam şöyle demiştir: "Öleceğini, asılacağını bilsen yalan söyleme..." Anlatabiliyor muyum? 

Çok güzel anlatıyorsunuz hocam Allah razı olsun...Peki ibadetlerdeki o zevki nasıl alacağız? Mesela namaz kılarken aklımız başka yerlere gidebiliyor... 


Okulda çalışırken ödevleri çok zor yaparsın... Aynı ödevi okulu bitir, mürşidin versin çok zevkli yaparsın.  Çünkü orada vazife var, burada aşk var... Namazı da vazife olarak kıldığın zaman çok sıkıcı... Onun için aşkı arttırmak lazım. Allah ile irtibat ve Allah aşkı artarsa namaza koşa koşa gidiyor insan... Onu vazife gibi görmüyor, sevgiliyle buluşma olarak görüyor... Bir de namazı kılarken şu anda ben Peygamberimin arkasındayım diye düşünürse tir tir titrer insan...


Allah'ın bizden razı olduğunu nasıl anlarız? 


Gayet basit...(Gülümsüyor). Seni hayra koşturup kendiyle meşgul ediyorsa senden razı kızım...





Namazın en üstünü nasıldır? 


Her yerde Allah'ı görmeye başlayınca o zaman namazı Kabe'nin içinde gibi kılarsın... Her yerde her şeyde... Böcekte, çiçekte, elbisede...  Her şeyde... O zaman benim mürşidimin yaşadığı dönemde sigara bu kadar yasak değilmiş. Biz içmenin de içmemenin de zevkini biliriz derlermiş. Ve sigarayı bile bana zevk verdi şimdi hürmetsizlik etmeyeyim diyerek kibarca söndürürlermiş.  

Yani her şeye hürmet ettiğin zaman üç secdeli namaz kılarsın... İki secdeyi normal yaparsın üçüncü secdeyi de o cennetin içinde yaşamanın zevkiyle kılarsın... 

İslam'ın bir çok özelliği var... Peki onu diğer dinlerden ayıran özellik nedir?


Bir çok özellik var ama en önemli özelliği Tevhit anlayışıdır.  Çünkü diğer dinlerde peygamber ve Allah belli gruplara aittir.  Bizim dinimizde Rabbül Alemin fikri var.  Yani Hz. Peygamber bütün yaratılmışların peygamberi, Allah bütün yaratılmışların Allah'ı.  Benim Allah'ımla Hristiyan'ın Allah'ı ayrı değil.  Herkesin tek bir Allah'ı var ve bu fikir bir tek İslam'da var.  Çünkü Hz. Muhammed (s.a.v.) için Rabbül Alemin diyor... Çok da güzel bir sözü var Peygamberimizin... Diyor ki : " Ben bütün yaratılmışların Peygamberi'yim ama şeriatıma girene şefaat edebilirim." O da çok önemli... Yani uyun bana diyor... 


Mesela namaz Allah için o kadar önemli değil ama Peygamber Efendimiz(s.a.v.) kılana ben şefaat edeceğim diyor.  Çok büyük müjdeler var bununla ilgili.  Benim çok sevdiğim bir arkadaşım var, Carl Ernst. Muhammed diye İslam'ın terörist dini olamayacağını anlatan bir kitap yazdı.  Bir çok ülkeden ödül kazandı, biz de ödül verdik geçen senelerde.  Buraya geldiğinde gazeteciler onu karşıladılar ve şöyle bir soru sordular: " Siz bir Muhammed fanatiğisiniz, bu nasıl oluyor bir Hristiyan olarak?"... Cevabı muazzamdı... " Allah Allah... Hz. Muhammed bir tek Müslümanlar'a ait  bir peygamber mi? O bizim peygamberimiz değil mi? Biz öyle biliyoruz..." dedi.  O kadar hoşuma gitti ki bu cevabı Carl Ernst'ün... Bu idrakı bize öğretti. 


Hocam peki Müslüman olarak doğmayan insanlar var... Ve kötü şartlarda yetişen... O nasıl cennete girecek?


Öncelikle biz kimin Müslüman olduğunu bilemeyiz.  Benim mesela Yahudi bir arkadaşım var.  Bütün apartmana hizmet eder.  Onun tek çocuğu var ve ona çok düşkün.  Bir gün, okul minibüsü geri geri gelirken çocuğu ezdi.  Yoğun bakıma kaldırdılar kızcağızı... Kız yoğun bakımda, ertesi gün ben komşuma uğradım evdeydi... "Sen niye evdesin?" dedim.  Yoğun bakıma beni almıyorlar ben de minibüs şoförünü sabah kahvaltısına davet ettim dedi... "Neden ettin?" dedim... "Kendini suçlamasın diye, çünkü bir kusur yok ki Allah verecekmiş bunu zaten başımıza o sadece sebep oldu" diyince "Sen Müslüman'sın ben şahidim"dedim. Çok sevindi "Sahi mi?" dedi... 


Şunu söylemek istiyorum... Bilmiyorsun ki kızım kimin Müslüman olduğunu... İkincisi cennet bütün insanlık alemleri içindir derece derece.  Bu bir idrak meselesi.  Müslüman olmakla da cennetin belli seviyelerine girilmez.  Cennet idrak demektir... Allah'ı ne derece idrak ediyorsan o kadar üst seviyedesin... Zaten bu alemde de öylesin, orada da öyle olursun.  Onun için; kimse cennete giremez diyemeyiz.  Anlatabiliyor muyum? Burada teslimiyet ve ne olduğunu kabul çok önemli...


Hemen bir hikaye anlatmak isterim burada. En sevdiğim hikayedir.  Adamın biri çok güzel namaz kılıyormuş.  Cebrail (a.s.) gelmiş bunu görmüş bayılmış... Gitmiş Allah'a sormuş... "Bu ne böyle efendim hiç böyle güzel namaz kılan görmedim"demiş.  Allah'u Teala " Git bak Levh-i Mahvuz'una" demiş.  Cebrail (a.s.) bakmış adam şaki yani eşkıya yani kafir... Adama gelip boşu boşuna namaz kılma demiş... Adam bir sevinmiş başlamış oynamaya... "Allah'ım bana ad mı taktı... Ah sevgili Allah'ım beni adam yerine koydu da bana kafir mi dedi... Ah benim gibi bir kula da isim mi taktı! " demiş... Şakır şakır oynuyor adam... Cebrail (a.s.) o kadar çok şaşırmış ki... Gitmiş Allah'a " Allah'ım bu nasıl bir şey? Kafirsin diyorum oynuyor" demiş... Allah "git bak bir daha Levhi Mahvuz'una" demiş... Cebrail (a.s.) bakmış adam Said... Gelmiş adama tekrar Saitsin saitsin yanlış bakmışım demiş... Adam "bir isim daha da mı taktın Allah'ım bana" diye tekrar oynamaya başlamış... Yani kızım ben neysem neyim... Allah ile ilişkim çok önemli... O ilişkiyi kurduğun ve Allah için yaşamaya başladığın anda hiç dışarıdaki kisvenin ne olduğunun önemi yok.  


Yine Ali Ulvi Kuşçu anlatmış... Ali Ulvi Kuşçu uzun süre Medine'de Hz. Peygamber'e türbedarlık yapan Konya'lı bir zat. Adamın bir tanesi aleyhte konuşmuş... "Bunlar da böyle geliyorlar pis pis kirli kirli peygamberin huzurunda uzun uzun oturuyorlar..." demiş.  Sonra gitmiş bir yere oturmuş... Gözünü kapamış... Peygamber Efendimiz teşrif etmişler... Bir süt içirmişler kendisine... Gözünü açmış o pis dediği adamlar tebrik etmişler... Yani kimin ne olduğunu sen ne biliyorsun da tenkit ediyorsun... Hiç kimseyi eleştirme hakkına sahip değiliz.  


Bir de; cenneti idrak olarak düşünmek lazım... İdrak ettiğin ölçüde daha fazla cennettesin... Çünkü idrak edince Allah'ı, aklı bırakıyorsun... Dünyayı akılla ölçmeyi bırakıp gönülle ölçmeye başlıyorsun.  O zaman da hayatın çok değişiyor.  Ve hakiki bir mürit, Cemal ister cennet istemez.  Yani seni görmeyi istiyorum ben... Sen olmadıktan sonra, senin olmadığın yer bana cennet olamaz diye düşünür... 


Ben Gül'ümü doğurdum... Kızım hastaydı götürmüşler çok üzgünüm... Çok beklediğim bir bebekti o... Ve içeriye Samiha Anne girdiler... İnanın orası cennet gibi oldu bana o an. Ne kız kalıyor ne eş... Yarım saat oturdular benimle. Sonra çıktılar. Hancı kitabı vardı yanımda... O yokken de kitabını okuyum dedim... Açtım. Cennet neresidir diyorlar? Allah'ım senin olduğun yerdir. Cehennem neresidir? diyorlar... Allah'ım senin olmadığın yerdir diyeceğim ama öyle bir yer yok ki diyor. İşte böyle bir idrak geliştiği zaman ortada cennetten başka bir şey kalmıyor.



  

Orucun hikmetlerine gelirsek ?   


Oruç Allah'ın Samed sıfatını giyinmek demektir.  Samed, Allah'ın ihtiyaçsızlık sıfatıdır... Allah'ın hiç bir şeye ihtiyacı yok... Biz de bir gün boyunca Allah'ım yemeğe içmeye hiç bir şeye ihtiyaç duymadan yaşamayı sayende öğreniyoruz, sana benzemeye çalışıyoruz, senin bir sıfatını giyinmeye çalışıyoruz diyoruz. Bu arada fakirine eşlik ediyoruz ve bir de Allah'ın bizi sevdiğini anlıyoruz... 

Bu konuyla ilgili çok sık anlattığım bir hikaye var sıkılmışsınızdır ama...

Estağfurullah hocam...


Mevlana'dan bir hikaye bu... Müritle mürşit gidiyorlarmış... Bir çöle düşmüşler, yemekleri bitmiş.  Mürit demiş ki; "Efendim, mahvolduk yemeğimiz içmeğimiz bitti, kaldık buralarda!" diyince mürşidi "Korkma, sen aç kalmazsın." demiş.  Mürit "Neden efendim, yemek bitti" deyince, "Allah sevdiğini aç bırakır, sevseydi seni ümitsiz olmazdın Allah'tan... Korkmazdın..." demiş.


Onun için, Allah'ın ben seni seviyorum!" hitabını duyuyorsun oruç tutarken... Üstelik Allah'ı için yaşamanın zevkine varıyorsun... Orucun o kadar çook hikmeti var ki kızım... Bir anlamı kalkan demek. Seni koruyor. Bir anlamı rıfat yani yükselme demek.  Allah'ın ayetlerde, orucun cevabını yalnız benden alacaksın gibi bir müjdesi var.  Diğer ibadetler de karşılıklı ama orucun cevabını yalnız benden alacaksınız diyor.  Bunun en güzel müjdesi de Ramazan ayının içerisinde Kur'an'ın gelmesidir.  Yani kendi manasını bize sıkıntı ve bela ayında indiriyor ki sıkıntının karşılığında diyeti benim diyor...     


  

Sağlık sorunlarından dolayı oruç tutamayanlar...

Tutamıyorum diye çok acısını çekersen tutmuş kadar alırsın sevabını inşallah. Çünkü bir gün adamı namaza şeytan kaldırmış... Adam da demiş ki "Sen hayırlı bir iş yapmazsın, doğru söyle beni neden kaldırdın namaza?" Şeytan demiş ki; "Dün kalkamadın, ciğerin o kadar yandı ki bütün kılanların sevabını Allah sana verdi... Onun için bir daha o sevaba nail olma diye kaldırdım" demiş... Tabi tutamayınca mümkün olduğu kadar parasını vereceksin tutamadığın günlerin, oruçluya hizmet edeceksin, o şekilde biraz borcunu ödemeye çalışıyorsun... Çok güzel bir laf var... Nimete karşı gösterdiğin edebin, nimet tarafından karşılığıdır oruç tutabilme kabiliyeti...


Hocam zaman çok hızlı geçiyor... Son 10 günün içindeyiz... Son 10 günün hikmeti nedir? Nasıl ibadet edilmeli?


Aslına bakarsan herkesin kendine göre bir ibadet tarzı vardır.  Yani kimse başkasını taklit ederek ibadet etmemeli.  Çünkü kendini mecbur hissettiğin zaman o zevki kaçırıyorsun. Bazısı zikretmekten, bazısı sema etmekten, bazısı sabahlara kadar namaz kılmaktan, bazısı Kur'an okumaktan zevk duyar... Ben kadir gecelerini özellikle kimsesizler yurdunda geçirmeyi tercih ediyorum... Çünkü bir yetim başı okşayın diyor Hz. Peygamber(s.a.v.). Bir sürü yetim başı okşuyorum... Bu senede önce kimsesizler yurduna gidip sonra da hırka-i şerifi ziyaret edeceğiz inşallah... 



Bu 10 günler içerisinde çok hizmet etmeye, çok fakire yardım etmeye gayret etmeli... Allah diyor ki "yaratılmış her şey benim ailemdir, benim ailemi memnun et ki ben de senden memnun olayım." Biz Allah'ın haremiyiz.  Ve en kötüyü bile saymış yaratmış... Allah sayıp yaratmışsa o lazımdır mutlaka... Geçen bir televizyon programında anlattım... 

Adamın biri demiş ki  "Allah'ım hepsini anladım da şu kara böcekleri neden yarattın onu hiç anlayamıyorum." Derken bir süre sonra kalçasında bir çıban çıkıyor, patlıyor, tekrar çıkıyor... En sonunda bir hocaya gidiyor... Hoca da diyor ki "bu kara böcekleri ez çıbanın üzerine koy düzelir" diyor... Hakikaten yapıyor ve iyileşiyor.  Arkadan adamı bir gemiye bindiriyorlar... Muazzam bir fırtına çıkıyor, herkes deli gibi dua etmeye başlıyor ama bunda çıt yok.  Çevredekiler sen niye dua etmiyorsun diye sorunca "Vallahi işine bir kere karıştım aylarca oturamadım, bir daha hiç bir şekilde işine karışmam Allah'ın" diyor.  


Onun için, O'nun her yaptığı güzel  bunu idrak etmek lazım. Mesela öyle bir ilahi dinler ve o kadar çok ağlarsın ki, bütün gün kılınan namazdan daha çok sevaba girersin... Yani zevk almaya bak kızım... Ve yaşadığın hayattan bile zevk aldığın zaman Allah'a ibadet etmiş olursun... Zorluklardan zevk aldığın, şikayeti kestiğim zaman... Mesela, giriyorsun trafiğin içine tam en zor andasın; sevgilim bu senden bana hediye dediğin zaman inan ki bütün yapacağın ibadetlerden daha büyük sevap alıyorsun... Onun için çok şükretmek çok önemli... Bizler çok az şükrediyoruz.  Bir gün Fatih Cami'ne gidene kadar sabah pelesenk ettim dilime biz az şükrediyoruz az şükrediyoruz diye çocuklara da sık sık söylüyorum ki hep hatırlayalım diye.  Girdik sabah namazımızı kıldık. Çıkınca karşımızda bir kasap tabelanın üstünde "ŞükürEt" yazıyor. İşaretleri okuyabilmek de çok önemlidir... O dil her yerde...  






Hocam son 10 günde itikafın öneminden çok bahsediliyor... Bir de sizden dinleyebilir miyiz? 


İtikaf kendinizi negatif hissettiğiniz, Allah'tan uzak hissettiğiniz zamanlarda  bir gün boyunca evinizde kimseyle görüşmeden kendinizi muhasebe etmek demektir.  Son 10 günde de bütün İslam alemi kendini muhasebe ediyor.  İtikaf çok kıymetli bir şeydir... Biliyorsunuz Medine'de camiye giriyorlar ve orada kalıyorlar. 


Manevi manada itikaf, bütün bu varlığın içerisinde kendini bir çok şeyden çekmektir. Mesela sabır kelimesinin manasını yazdım en son kitabımda... Çok etkilenerek, ağlayarak yazdım... Beyazıt Bestami Hazretleri diyor ki; Sabır, sıkıntı ve belaya sabretmek demek değildir, onu bizim mahallenin köpekleri de yapar... Sabır, önüne bütün zenginlikler ve güzellikler açılmışken hayır ben Allah'ıma dönerim diye maddeden ayrılmak ve uzaklaşmaktır.  


O bakımdan kendini aşırılıklardan çekmek itikaftır.  Mesela tam önüne çok güzel bir fırsat çıkmış, orada ruhunda bir rahatsızlık hissedip bu olacak ama Allah'ın hoşuna gitmeyecek, ben bunun vebalini ödeyemem diyip oradan kendini çekmek itikaftır.  


Hocam bir de hepimiz tevazu sahibi insanlara benzemeye çalışıyoruz... Gerçekten öyle olabildiğimizi nasıl anlarız?


Çok basit... Birincisi eğer senin tevazu gösterdiğin insan sana kötü muamele ettiğinde üzülmüyorsan gerçekten öylesindir...  Ama beni beğendi diye yapıyorsan o zaman bu nefistendir.  Bunu anlaman çok kolay... İnsanlar için mi Allah için mi yapıyorsun ona bak.  Aleyhinde konuşulanlardan memnunsan Allah için yapıyorsun demektir.  Yani hakiki tevazu aslında insanlar önünde çok eğilmek demek değil.  Aleyhinde de konuşulsa hiç aldırmamak demektir.  Sana kötü muamele edene, sana gelmeyene gitmek demektir... Yani insanlarla ilgili şeyde Allah'ın istediğini tercih etmektir tevazu... 


Onu da herhalde aşkla yapabiliyoruz değil mi? 


Evet... 


Peki aşkı nasıl artıracağız?


İşte böyle sohbetlerle kızım... Tevazu konusu çok önemli bir konu... Ben bana birisi kötülük ettiğinde hep dua ederim... Allah'a bana ona iyilik etme fırsatı ver ki sana karşı yüzüm ak olarak geleyim diye dua ederim... Çünkü orada artık o seni ilgilendirmiyor, Allah seni ilgilendiriyor. Birazcık da mutlu oluyorsun sana kötülük yapılıp da sen hiç cevap vermeyince şimdi benden memnunsundur Allah'ım diye ve diyorsun ki inşallah bu mutluluktan da kibir çıkarmayım kendime... Çok tehlikeli yollar çünkü... Aslında bil ki onu bile yaptırtan Allah...


Son sorum:) Biri yalan söylüyor ve başkalarını kandırıyor... Siz de bunun farkındasınız... Burada rahatsızlık duyarsanız benlikten mi oluyor?


Hayır... O doğru görmeyi öğrendiğini gösterir.  Hiç görmemek değil kızım... Allah insanı hatayı görmek üzere programlamış... Başkalarının hatalarını göreceksin... Ama ben de yapabilirim demek ki diyip hiç üstüne gitmeyeceksin ve onu kötülemeyeceksin... Bu bugün bu hatayı yaptı ama yarın beni on kat da geçebilir.  Bunları düşüneceksin... Başkasına takılıp kalmayacaksın... Hatayı Allah bana gösterdi diyip mutlaka ben de yapabilirim, ben yapmayayım inşallah diye dua edeceksin... 





Sevgili Cemalnur Sargut Hoca'ya, basın danışmanı Ümit Gülbüz Ceylan'a ve Murat Pasinli'ye bu güzel röportaj için çok teşekkür ederim... Umarım layıkıyla yazabilmişimdir...  


Cemalnur Sargut'un sohbetlerine ulaşmak isterseniz... 


http://www.cemalnur.org/  


   


  




6 Ağustos 2012

PSİKOLOJİ- EVLİLİKLER ve DOĞRU BİLİNEN YANLIŞLAR...

Uzm. Dan. Psikolog Ani Eryorulmaz'ın kaleminden;



Hiç düşündünüz mü iyi ve kötü evlilikler arasında nasıl bir fark vardır? Hepimiz için iyi ve kötü evlilik kavramlarının içi farklı şemalarla dolsa bile iyi evliliklerde kavganın, tartışmanın, sürtüşmenin daha az olacağını tahmin eder insan. Ne de olsa büyüklerimizden duyduğumuz hep “idare et, kavga çıkmasın”, “alttan al” lafları ile yetişmedik mi? Gerçekten de bu alttan almaların, sürekli fedakarlıkların iyi evliliğe katkısı ne? İşte bu yazıda iyi ve kötü evliliklerde yanlış bilinen doğrulardan bahsedeceğim.


Amerikalı psikoloji profesörü John Gottman evlilik ve çift dinamikleri üzerine yaptığı çalışmalarla ünlüdür. John Gottman’ı diğer araştırmacılardan ayıran en büyük özellik araştırmalarını gerçek çiftlerle yürütmesidir. İşte yapılan bu çalışmalardan birinde iyi ve kötü olarak tanımlanan evliliklerin her ikisinde de tartışma ve uyuşmazlık olduğu ve sanıldığı gibi bu tartışmaların bir evliliği, “kötü” yapmayacağı bulunmuş. Yani tartışılan konunun miktarı iyi ve kötü evliliklerde aynı. Gottman aşk laboratuarı adını verdiği araştırma mekanına evliliğini iyi bir şekilde sürdüren çiftleri dört yıl ara ile davet ediyor. Çiftler evlilikte yaşadıkları sorunları anlatırken görülen o ki iyi evliliklerde bile dört yıl sonra sorunların yüzde 69 u sabit kalıyor. Yani evlilikleri yürüyen çiftler çözülemeyecek problemlerin varlığını diğerlerine göre daha kolay kabullenip, enerjilerini çözülebilecek problemlere yönlendiriyorlar. Bunda da etkili olan mekanizma bir filtre aslında. İyi evliliklerde kullanılan filtre tıpkı bir mıknatıs gibi olumlu olayları çekiyor, kötü evliliklerde ise bu filtre negatif olayları çeken bir mıknatıs oluyor. Yani yaşanan olay ne olursa olsun evliliğin geneline ait bir hoşnutluk varsa filtre pozitif, geneline ait bir mutsuzluk ve hoşnutsuzluk varsa filtre negatif oluyor. Evlilik içinde sorunları algılayış şeklimiz bir filtre görevi gördüğüne göre bu filtrenin de nasıl oluştuğuna bir göz atmak iyi olur sanırım. 


Bu filteyi yaratan şey olumlu ve olumsuz deneyimlerin oranı. İyi bir evlilikte bu oran 1/20 iken, boşanma eşiğindeki evliliklede bu oran 1/5. Yani her bir olumsuz olay için 5in üzerinde olumlu olay ve deneyim gerekiyor iyi bir evlilik yürütebilmek için. Bir tartışma sonrası , sorun çözülmese de eşinize söylediğiniz güzel bir söz, içinde alay, ima olmayan bir şaka, birlikte çıkılan bir yürüyüş, içilen bir kahve bir birimlik olumsuzluğu yok sayabilecek olumlu olaylardan olabiliyor.İyi evlilik için en sık duyduğumuz sözlerden biri de empati yapmamız gerektiğidir. Empatinin sözcük anlamı kendini karşındakinin yerine koyabilme ve duygusunu anlama olarak kısaca özetlenebilir. Empati yapmak olumlu bir özellik olsa da iyi bir evlilik için maalesef yeterli değildir. Hahlweg bu konuda çiftlerle bir araştırma yapmış ve onları aktif dinleme ve empati konusunda bilinçlendirdikten sonra evliliklerinin nasıl gittiğine bakmış. Çiftler beklenenin tersine birkaç aydan sonra eski hallerine dönmüşler, yani aktif dinleme karşı tarafı anlamak ve sorunları çözmek için evlilik için en doğru yöntem değil. Peki en doğru yöntem ne? 



Sanırım kimse karşısındaki onun duygularını anlıyor diye o evlilik içinde kalmıyor, ancak ve ancak karşı tarafın duygularını anladıktan sonra, bu konuda birşeyler yapan çiftler bu konuda başarılı olabiliyorlar. Yani” evet seni sorumsuz davranarak çok üzüyorum” değil,“sorumsuzluğumun seni üzdüğünü biliyorum ve ben de buna çok üzülüyorum , bunun için yarından itibaren şunu, bunu yapmaya gayret edeceğim” deyip gerçekten bu konuda ele güne göstermek için değil, eşiniz için bunu yapmaya gayret göstermek işe yarıyor.İnsanlar doğar, büyür, evlenir ve çoluk, çocuğa karışırlar. Bir çocuğun doğması için beklenen süre, büyümesindeki emek, zaman, enerji, bu evrelerin her biri için ne kadar çaba sarf edildiğini bildiğimize göre evliliğin neden kendiliğinden, çabasız yürüyebileceğini düşünüyoruz acaba? 


5 Ağustos 2012

RAMAZAN DİYETİ (son 10 gün için) ! ;)

Ramazanın son 10 gününe girmek üzereyken bugüne kadar beslenme düzeninize dikkat ettiyseniz ve kilo almadıysanız sorun yok :) Dilerseniz son 10 gün biraz daha dikkat edip hem yağdan kilo verelim hem de orucun gerçek anlamına erişelim ;=) Beslenme Uzmanı Serap Tolaz sizler için süper bir ramazan diyeti hazırladı ;) 

SAHUR: (aşağıdakilerden birini seçiniz!)
1)
KEPEKLİ PEYNİRLİ KARIŞIK TOST
1 BARDAK SÜT veya 1 ADET HAŞLAMA YUMURTA
DOMATES VE YEŞİLLİKLER

    
2) 
1 KASE ÇORBA
1 PAKET KEPEKLİ BİSKÜVİ
1 DİLİM PEYNİR YA DA 1 ADET HAŞLAMA YUMURTA

3) 
KEPEKLİ SANDVİÇ ( İÇİNE KÖFTE, TON BALIĞI, SALAM, PEYNİR ÇEŞİTLERİ, DOMATES, BİBER, MARUL KONULABİLİR.) 
AYRAN veya SÜT


4)
1 DİLİM KEPEK EKMEĞİ
PEYNİRLİ OMLET veya MENEMEN
DOMATES, YEŞİLLİKLER
1 ÇAY BARDAĞI SÜT


5)
1 BARDAK SÜT
CORNFLEX ÇEŞİTLERİ
1 ADET MEYVE
1 DİLİM PEYNİR veya 1 ADET HAŞLAMA YUMURTA

BOL SU İÇİNİZ!

İFTAR
1 KASE ÇORBA 
1 DİLİM PİDE

15 DK KADAR BEKLEYİNİZ... 

(Aşağıdakilerden birini seçiniz!) 

1) 
PROTEİN
SALATA veya SEBZE (3-4 KAŞIK) 
1 KASE YOĞURT veya CACIK veya AYRAN


2) 
ETLİ veya ETSİZ SEBZE YEMEĞİ (6-7 YK)
1 KASE YOĞURT
1 TABAK SALATA


2 SAAT SONRA: 
1 PORSİYON MEYVE ya da HAFİF TATLI ya da 2-3 TOP DONDURMA

BOL SU İÇİNİZ! 

Her gün iftardan sonra 1 bardak ılık suya 2-3 damla biberiye yağı damlatıp içiniz ;) 


























4 Ağustos 2012

GENÇ KIZLAR İÇİN YAZ TRENDLERİ ;)

12-20 yaşındaki kızlar için yazın trendlerini yazmak istiyordum ne zamandır... Aile gibisi yok derler ya ;) 12 yaşındaki güzeller güzeli kuzenim Elif yardımıma koştu hemen... Bana sürpriz yapıp hazırladığı yazıyı bir solukta okuyacağınızdan eminim... ;) 


Merhaba =) Ben elif.  12 yaşında bir kızım ve ben de birçok genç kız gibi modaya düşkünüm. Tercih ettiğim markalar:
* BURBERRY
* ZARA

* GAP

* B&G STORE

* RALPH LAUREN

* LACOSTE

Ama marka takıntım yok. Çünkü moda diyince illa bir markanın kafanızda düşünce bulutları oluşturmasına gerek yok. Ben benim yaşıtım kızların modayı bir marka takıntısı haline getirdiklerini görüyorum... Ben beğendiğimi, hoşuma giden şeyi giymeyi seviyorum. Dolabımda özellikle değişik tasarımlı giysiler bulunur, nereden olduğu o kadar da önemli değildir.

YAZ 2012 TRENDLERİ: 

Bu yaz renkler caddeleri, sokakları istila etmiş durumda. Her yer rengarenk... Her renk mini kot şortu çeşitli modelleriyle görebilirsiniz çevrenizde. Pembesinden tutun yeşiline, yeşilinden tutun laciverdine kadar birçok renk giyiliyor. Ama dikkatinizi çekerim hepsi mini. Kaykay yapanlar, bakkala, markete gidenler bile mini renkli kot şort tercih ediyor dışarı çıkarken. Bu tercihin nedeni genç kızlarda özellikle yaz dönemlerinde bir sıcaklama bir hararet oluyor. Tek nedeni bu değil tabi bir de hava atması var bu işin =) Haydi inceleyelim;)








Eveett son olarak ise bu yazın kralı Ray-ban gözlükler dünyayı sarmış durumda. Çoğu gözlükçü  Ray-Ban gözlük satarak satışlarının %50 arttığını iddia ediyor. Genç kızların %97’sinde bu gözlükler öne çıkmış vaziyette. Fakat çoğu kişi Ray-Ban gözlüklerinin orijinalini almak yerine sahtesini ucuz olduğu için tercih ediyor. Orijinalini satan satıcıların bundan pek memnun olduğu söylenemez. Gerçek şu ki sahte Ray Ban takan gençlerin %70’inde göz bozukluğu çıktı. Bunun nedeni sahte gözlük camlarında güneşten koruyucu tabakanın yer almaması ve plastikten yapılmış olması...  Bu yüzden bir Ray-Ban alacaksanız kesinlikle orijinal almalısınız yoksa gözünüz bozulursa sorumlusu ben değilim... Elif bizi önceden uyarmıştı dersiniz  =) Haydi inceleyelim;






Yaz bitmeden trendleri yakalamak için size ip uçları verdim... Umarım faydalı olur... =)  İyi tatiller ;) 
Bu güzel blogda yazımı paylaştığı için Burcu Çeşit'e çok teşekkür ederim ;=) 

3 Ağustos 2012

GODIVA BAYRAM KOLEKSİYONU ;)



Benim için Godiva diyince akan sular durur... Diyetisyenime karşı duyduğum saygı ve ondan korkum Godiva'nın yanından geçerken kaybolur ;) Dalarım içeriye... Çikolata kokusunu içime çekmek bile rahatlatır o gün gerilmiş ruhumu... Meditasyon gibi... Çikolata ve ruhun huzuru inanılmaz bir kısır döngü ;) 


Yıllar önceydi... 15 yaşındaydım... Amerika'ya ilk ayak basışımdı... Christoph Colomb kadar heyecanlıydım... Yabancı dilim ilerlesin diye bir İngilizce kursuna yazdırdılar beni... Başladım gidip gelmeye... Orada benden 4 yaş büyük Amancaya diye Peru'lu bir arkadaşım oldu... Kızın hızlı hızlı İngilizce'si karşısında benim ağır aksak konuşmalarım görülmeye değerdi :) Meğerse kızın annesi Amerikalı'ymış sonradan öğrendim de rahatladım:) Yoksa yabancı dil serüvenim orada bitebilirdi :) 

Amancaya bir gün bana çok güzel bir çikolatacıdan bahsetti... Daha önce hayatımda hiç duymadığım bu çikolatacının adı Godiva'ydı ve New York'ta bilmem kaçıncı caddede kaçıncı sokaktaydı... Çok kolay yolumuzun üstü dedi... Biraz çekingen ama çikolata kelimesinin verdiği iştahla gittim... Mağazadan içeriye girdik... Amancaya, çikolatalardan birini seçti... Bu kadar mı dedim... Evet dedi bu öyle bir çikolata ki tadı damağında kalacak... O bir tane seçti diye ben de seçtim bir tane... Ve başladım yemeye... Ondan sonraki günler ayıp olmasın diye gizli gizli gidip paket olarak almaya başlamıştım :=) 

Anlayacağınız Godiva'ya olan tutkum yıllar önceye dayanır... O yüzden bir Türk markasının Godiva'yı satın aldığını duyduğumda havalara uçmuştum :) Annemin "Eyvaah... Bu kız yine kilo alacak..." diye yakındığını hatırlar gibiyim :) 



Hayatımın büyük aşkı Godiva, bayram için "Godiva for Istanbul" adında yepyeni bir koleksiyon oluşturdu... Hem şık hem lezzetli... Çikolata kutularının desenleri özenle seçilmiş... İstanbul desenleri görülmeye değer... Dolmabahçe ve Topkapı Sarayı'ndaki kaftanların desenleriyle bezenmiş kutular da var... 




Kutuları en sevdiğiniz çikolatalarla doldurabiliyorsunuz ;) 




Mesela yukarıda gördüğünüz kutular İstanbul Topkapı Sarayı'ndan esinlenerek yapılmış ;) 



Bayramda en lezzetli ve anlamlı çikolatalar Godiva'da sizleri bekliyor ;) Kaçırmayın derim... Ortadan kaybolduğumda bilin ki ben de oradayım ;) 


2 Ağustos 2012

Burcu'dan Mektup Var ! =) NEREDESİN EY AŞK? =)

Gönüllerin, ruhların anlaştığı arkadaş sohbetini hiç bir şeye değişmem... Konu akar gider... Susarsın, düşünürsün, bir şeyler söyler gülersin... Öyle güzeldir ki... Böyle bir ortamdaydım dün akşam... İftarı yaptıktan sonra koyulaştı muhabbet... Ve konu her kız muhabbetinde olduğu gibi aşka geldi... Aşk ve aşkın türevleri konuşuldu... Ve çok sevdiğim bir arkadaşım başladı anlatmaya aşkı... Ben aşk kalmadı dedikçe... O var dedi... Ben hiç kimse yaşamıyor öyle şeyler dedikçe... Türk filmi tadında romantik komedi hikayeler anlatmaya başladı... O anlattıkça daldı gözlerim denize... Daldı da ne daldı... Dolunayın aksi ve ortamdaki müzik olayı daha da romantikleştirdi... Ayy dedim kalbim şu hikayelerle bile pır pır etti... Midemi kelebekler sardı... Tam o sırada restoranın mutfak kısmında bir tencere yere yuvarlandı... Sanki o bile etkilenmişti... Sanki onun bile içi titremişti Aşk geri mi döndü dünyaya diye... ;) 
Çünkü ben çok zamandır bıraktım aşkı... Birbirimize sırtı dönük iki yabancı gibi oturduk hep köşelerde... O, bensiz mutlu... Ben, onsuz mutlu... Yaşamaya alıştık bir bakıma... Aşkı ayaklara düşürdüklerinden beridir küsüm ben ona... Günübirlik ilişkileri yaşadıkça değerini kaybetti aşk... Karaborsada satmaya çalıştılar ama hep kötüler satın aldı... Onlar da hevesleri gidince bıraktılar aşkı bir başına... Yapma dedim... Onlara aldanma... Ama aşk yaşatılmayı öyle çok istedi ki hep inandı onlara, gitti peşlerinden... Şimdi, ben ve benim gibi gerçek aşk aşıkları küs aşka... Dönüp bakmaz olduk ona... Çünkü şizofren oldu aşk... Bedenlerde yaşattı kendini... Her gece başka bir beden kılığında gezdi gecelerde... Sevgiyi dışladı kendinden... Ahh... Ruhsuz yaşanır mı aşk? Yaşandı senelerce... 
İşte böyle arkadaşlar... =) Bu kadar karamsarken Burcu'nuz... Arkadaşımın anlattıkları içinde bir şeyleri canlandırdı sanki... Tekrar ayaklandı... Konuştu, anlaştı aşkla... Ve bir gün bir suretle gelirse karşısına... Onu tanımaya, hissetmeye söz verdi... Ama yine de bir şarkı döndü dolaştı diline.. Levent Yüksel'le beraber söylediler şarkıyı... Gelin siz de eşlik edin onlara, aşkı özleyenler...



"SİREN ERTAN ISTANBUL" PARFÜMÜYLE İLGİLİ HER ŞEY YAŞAMIN TATLARI'NDA...;)

Sevgili takipçilerim! Siren Ertan twitter'a şeref verdiği günden beri parfümüne ilgi hayli fazla... Twitter'da sürekli bu konuyla ilgili soru geliyor... Biz de kendisiyle düşündük taşındık, size bir güzellik yapalım dedik ;) Siren Ertan'la beraber yaptığımız röportajla yeni bilgileri harmanladık ve parfümüyle ilgili bilmek istediğiniz her şeyi cevapladık... İşte Siren Ertan'ın gözüyle parfümü "Siren Ertan Istanbul"! ;) 



"Parfümüm bence; modadan hoşlanan, ne istediğini bilen, aktif milenyum kadınına romantik, çekici ve muzip tatlar katacak."

Siren Ertan Istanbul parfümü nasıl doğdu?

Sekiz yılı aşkın süredir gece kıyafetlerimin tümünü, gündüz kıyafetlerimin büyük bir bölümünü, platformlu ayakkabılarım, tekne çantalarım gibi çeşitli aksesuarlarımı kendim yapıyorum. Benim için giydiğim kıyafetin etiketinde kendi adımın yazması o kadar büyük bir haz ki kendi parfümümü kullanmak da bir o kadar keyifli olacaktı. Ayrıca parfümün markamı desteklemek için çok doğru bir ürün olduğunu da düşünüyordum. On altı yaşımda okuduğum ve çok etkilendiğim Patrick Süskind’in o muazzam ‘Koku’ romanını da unutmamak lazım. Velhasıl tüm bu detaylar birleştiğinde markamın parfümünün olması ve artık benim için özel olan bir parfümü kullanmak hep aklımdaydı. Bana her konuda destek olan dostlarım, arkadaşlarım bu süreçte de hep yanımdaydı. Onlara buradan bir kez daha teşekkür etmek isterim!

Nasıl bir süreç geçirdiniz parfümünüzü yaratırken? Ne kadar sürdü çalışmalar?

Parfüm deyince bunun dünyadaki parfümerinin kalbi olan Fransa’nın Grasse bölgesinde üretilmesi en büyük olmazsa olmazımdı. Öyle de oldu. Hem esans, hem de ambalaj çalışması orada yapıldı. Önce esans çalışmasına giriştik. Esans, Expressions Parfumees firmasının değerli 'burun'ları ve benim iş birliğimle oluşturuldu. 


Nasıl bir koku oldu "Siren Ertan ISTANBUL"? 

Vermek istediğim sevgiyi, sıcaklığı, çekiciliği, kadınsılığı yansıtabilecek 'floral oriental' koku ailesini tercih ettik. Bir parfüm cilde sıkıldığında hep aynı kokuyu yaymaz. İlk sıkıldığı andaki kokusu ile bir iki saat sonraki yaydığı koku birbirinden farklıdır. Parfümün ilk sıkıldığında çıkan  alkollü kokuya tepe not, ciltte ısınıp aldığı kokuya orta not ve ciltte kalıcılaşan kokuya ise dip not denir.

Sizin parfümünüzün notları nasıl?

Esansın tepe notlarda; elma, incir gibi hafif meyve kokuları, orta notlarda; Madagaskar vanilya çiçeği, Grasse yasemini, Guaiac ağacı, Sedir ağacı, Patchouly gibi değerli ağaç kökleri, dip notlarda ise; amber, beyaz misk, karamel, rezene ve Sandal ağacı dikkat çekiyor.

Parfümün şişesi kadar ve ambalajı da çok şık. Seçiminizde neler etkili oldu?

Öncelikle parfümün 50 miligram yani orta boy bir çantaya rahatlıkla sığabilecek bir boy olmasını istedim. Sade bir şıklığı olması da bir diğer arzumdu. Tabi ilk parfümümün markamın kurumsal renginde olması da vazgeçilmezimdi. Şişenin ambalajının dışından gözükmesi fikrini de çok sevdim. Gerek çok geniş bir kitleye hitap eden kokusu, gerek görüntüsü, gerekse fiyatı ile parfümümün çok iyi de bir hediyelik olduğunu düşünüyorum.

Kullananlardan gelen tepkiler nasıl?

Kullanan insanların dile getirdiği özelliklerde iki söylem öne çıkıyor. Birincisi çok ama çok kalıcı olduğu, ikincisi ise sıktıktan bir süre sonra insana mutluluk veren bir yanı olduğu, tekrar koklama isteği yarattığı. Parfümüm bence; modadan hoşlanan, ne istediğini bilen, aktif milenyum kadınına romantik, çekici ve muzip tatlar katacak.


En önemli soruya gelelim =) Parfümünüzün fiyatı nedir ve nasıl ulaşabiliriz? 

175 TL. Parfüm şu an için İstinye Park, Nişantaşı, Akmerkez ve Kavaklıdere Beymen Mağazaları'nda, benim Abdi İpekçi'deki ofisimde ve Çeşme 7800'de satılıyor.  
Ama bir müjdem var! ;) Bu noktalara ulaşamayanları da düşündüm "Siren Ertan Istanbul" ana ofisi, havale ve kargo ücreti karşılığında ürünü adrese gönderme hizmeti de veriyorum.

Bu güzel bilgileri bize veren güzeller güzeli Siren Ertan'a çok teşekkür ediyorum ve haydi ne duruyoruz diyorum! ;) Bu arada ben de Siren Ertan'ın kalbinden gelen bu güzel kokuyu kullanıyorum ve kullandıkça çevremden çok güzel tepkiler alıyorum... =)