21 Nisan 2013

Psikoloji:Psikologlar, Estetik Cerrahlar ve Savunma Mekanizmaları


   Adler, 1913 yılında “Bireysel Psikolojinin Uygulanması İçin Yeni Yol Gösterici İlkeler” makalesinde nevrozun tanımını yapar. Nevroz denince insanların “o da ne?”, “nasıl bir hastalık?”, “acaba bende de var mıdır?” endişelerini yaşadığını sıklıkla deneyimledim. Tıp öğrencilerinin her hastalığı öğrendiklerinde, kendilerinde o hastalık semptomlarını hissetmeleri gibi, bizim de nevroz denince aynı şeyden muzdarip olmamız çok tuhaf değil. Freud’un tanımıyla nevroz “en sağlıklı sağlıksızlıktır”. Ama bu makalenin konusu nevrozdan çok psikologların ve estetik cerrahların bizde yarattıkları nevrozdan soyutlanmamızı sağlayan savunma mekanizmaları.
   Adler’e göre nevroz bireyin bir üstünlük duygusu kazanmak amacıyla, kendisini aşağılık duygusundan kurtarmaya çalışmasıdır. Freud’a göre de bu durumdan ancak savunma mekanizmaları kullanarak çıkılır ve bu da çok sağlıklıdır. Ama sağlıklı olmayan şey o savunma mekanizmalarının hayatın her zorlu alanında kullanılması ve en kötüsü de bunun farkında olunmamasıdır. Tüm bunların başlıkla nasıl bir ilgisi mi var?
   Her şeyi bilen bir toplum olduğumuz herkesçe fark edilen bir olgu. En hafif depremde mühendis yerine müteahhitler tarafından yapılan evlerin yıkılıyor olması, özellikle din ve siyaset konularında mikrofon uzatılan her bireyin konuyu “biliyor” olması ne yazık ki bu toplumda çok şaşılacak şeyler değil. ”Bilmiyorum” demenin belki de ayıba yakın bir şey ifade ediyor olması, herkesin hem insandan, hem estetikten anlıyor olması çok kanıksadığımız şeyler. Bir taraftan bakılınca çok normal gözüken bu “biliyor oluş” durumu bir din adamı, siyasetçi, mimar ya da mühendisle beraber olunurken çok problem yaratmasa da aynı şey bir psikolog ve estetik cerrahla olunduğunda biraz daha farklı yaşanıyor.
   Yıllar önce bir televizyon programında yarısından izlemeye başladığım bir röportajda bir hekimin kendisinden bahsederken “ben her yeni hastaya bir hediye paketi açar gibi bakarım” benzeri bir şey dediğini duymuştum ve kendim de her yeni danışana aynı hisle yaklaştığım için televizyonda konuşanın muhakkak bir psikolog ya da psikiyatr olduğuna karar vermiştim.  Bu yaklaşımda bulunan kişinin bir estetik cerrah olduğunu öğrendiğimde de aramızdaki benzerliklerin bundan ibaret olmadığını görüp şaşırmaktan vazgeçmiştim. Gerçekten de sosyal hayatta, muayenehanelerinden çıkan estetik cerrahların ve psikolog ya da ruhsal hastalıklarla uğraşan kişilerin ne kadar görünmez olmaları gerekliliği her zaman dikkatimi çekmiştir. Bazı hastaların sokakta, bir restoranda ya da yürüyüşte estetik cerrahlarını ya da psikologlarını “tanımamaları” çok normaldir. Ama normal olmayan onlarla aynı ortamda olmayı seçip daha sonra da “acaba bendeki arızayı gördü mü?” tavrı ve bu tavrın neden olduğu nevroz ve farklı savunma mekanizmalarının kullanılıyor oluşudur.
Kadınların bir estetik cerrahla aynı ortamda oturduklarında “acaba oramın, buramın gerçekten estetiğe ihtiyacı var mı? Bir estetik cerrah bu kusurumu görebiliyor mu? kaygısı bir psikologla karşılaşıldığında “acaba benim şüphelendiğim “o veya şu problemimi anladı mı?”, ya da “benim analizimi yaptı mı?” kaygısına dönüşebiliyor. Tabii bundan sonra da benlikte yaşanan çatışma duygularını örtbas edebilmek için bilinçsiz olarak devreye sokulan savunma mekanizmaları devreye giriyor. Bastırma, yok sayma, bahane bulma, kendi problemini karşı tarafa yansıtma, karşıt gelme tepkileri gibi...
   Psikologlar da estetik cerrahlar da insandır. Bir kardiyolog ne kadar kalp krizi geçirme ihtimaline sahipse bir estetik cerrah da estetik olmayan ya da gözükmeyen bir uzuvla dolaşıyor olabilir. Psikolog olmak da sorunsuz bir hayat yaşama garantisi getirmez kimseye. Bu mesleklerdeki bireylerin farkı farkında olmaktır. Estetik sorunun da, gelecek kalp krizinin de, kullanılan savunma mekanizmaların da. Tıpkı sağlık konusunda bir lider olan Mehmet Öz’ün kendi hastalığını erken teşhis edebilmesi gibi.
   Hiç bir estetik cerrah ve hiç bir ruh sağlığı çalışanı iş yaptığı saatler dışında ameliyat ya da analiz yapmaz. Sessizce farkında olur o kadar.

Sevgiyle kalın
Uzm.Dan.Psk. Ani Eryorulmaz

1 yorum:

Faik Çaltılı dedi ki...

güzel bir yazı.